Eski zamanlardan bahsederken nasıl da her seferinde yeniden yazıyoruz geçmişi. Ondandır yuvarlak bir masada uzun yılların insanlarıyla dolu dolu konuşup gülünen akşamlarda hep bir başka hissediyoruz. Her defasında yaşananlara yeni bir şey eklediğimizden bundan hiç bıkmıyoruz. An kendini ait olduğu zamandan çıkar çıkmaz imha ediyor, o anın içindeki benliğimiz zamandan kopar kopmaz değişiyor; o çizgiden uzaklaştıkça bambaşka bir hal alıyor. Sürekli farklı tatlar almamız işin doğasından. Herhangi bir şeyin doğasını yakalamak ne hoş.
"Koş koş, yetiş bana, dolunay kaçıyor, yakala!"
"Peşinden koşalım, dolunayın peşinden beraber koşarsak birbirimize daha çok yaklaşırız!"
Pencerenin arkasındaydım o gün oysa. Ayın etrafında rengarenk hareler gördüm. Bulutların işin içine karışması bu olsa gerekti. Yeni iklimimde bulutlar baş rol oynuyor. Bu kadar belirgin olduğunu hiç görmemiştim. Cam yüzünden mi diye çıplak gözle baktım. Daha da netleşti hareler. Bir kaç gelecek oyunu oynadım, gözlerimin kamaşmasını fırsat bilip. Oyunlarım bittiğinde hareler kaybolmuştu.
5 Ocak 2015 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
