26 Eylül 2011 Pazartesi

budanmış yaz eriği

Buralarda etrafın sadece yeşil göründüğü bazı zamanlarda olan yumaklar var. Bir ara çok sevimlilerdi ama insanoğlu bencil ne de olsa.

Dedemin adını Bulut koyduğum beyaz atını artık yaşlandı ve çok acı çekiyor diye vurduğu eskitoprak tüfek olsaydı, bunlar arasında atış talimleri yapardım.

Bir de suyla temizlenen topraklarda iç kısmı yırtık, kesilmiş bir ceket vardı. İçinden zehirli kerkenkele çıkmıştı da annem yuvasını -bilmeden de olsa- bozduğu için elini bile ısırmamıştı. İşte ben o an iki saniye de olsa ölüme değil tanrıya inanmıştım.

Sonra annem bir tomar para destesi çıkardı, çok görünsünler diye hepsi en küçük değerde olanlardandı.

yeni eğitim öğretim yılı kutlu olsun

*Eğer sen burada olsaydın, ben de burada olurdum.

*Bulaşık yıkarken ağlamak yeni hobim. -arabeskin kralı gelse alamazlar seni.

*Baktım arkadaşın raporuna 25 sayfa. Gözlerim faltaşı oldu.

*Eğer bu bir süreçse senin için ben burada olurum. Orada da olurum ama o mutualist bir yaşam türü. İki onay olmadan işe almıyorlarmış.

*Her şeyi yapabilirim de kalbim hep aynı hızda atar oldu. Alışık değilim.

*Neyse hala dışarıda insanlar ve güneş varken haddinden fazla konuşup gülüyorum.

*S. bana "Bir de çok uyumuşsun halbuki uykusuz olunca çenen durmazdı." diyor.

*Bilim tarihi dersini yine çok sevdim, "Tüm okumaları yapayım bari çok heyecanlıymış." dedim. İnandın mı? Ayrıca George'a yaptığım felsefeler ve psikologluk işe yaramış. Muhabbet ilerlemeden düşündüğüm şeyi araya sıkıştırabiliyorum.

*Hala flüt çalmadım ama yerleri sildim. Sayılır mı?

*Biraz öksürüyorum ama sigaradan değil, kızma hemen.

*Bugün immunology hocamız: "Yaşınız ilerledikçe odaklanma süreniz artar." dedi. Bende bir terslik var sanırım. Iq'um gibi bu da yaşım ilerledikçe düşüyor.

*Anasınıfı öğretmeni olamazsam sokakta limon satarım. Hem Kadıköy esnafıyla da aram iyi. Ya da balık. Türkan Şoray'ın öyle bir filmi vardı ne de güzeldi.

20 Eylül 2011 Salı

kahvaltı kaosu vol 2

Tuhaf bir şekilde insanlarla tartışırken duygusallaşmaya, ürkekleşmeye, kendimi savunmasız ve kapana kısılmış hissetmeye başladığım anda karşımdaki insanın düşünce/cümle yolundan sapıp konuyu muazzam bir şekilde dağıtarak herkesin kafasını karıştırıyorum ki daha fazla duygusallaşmayayım, ürkekleşmeyeyim, kapana kısılmayayım.

Bu da benim bir çok sağlıksız savunma mekanizmalarımdan biri.

uçuyor muyuz?

Benim bir elin parmaklarına ve geceleri hayallerimizi emerek beslenen şehre (Lis, 2011) attığım kuvvetli bir kök var. Şehrin deniziyle besleniyor.

Bazen şikayet etsem de,
Sadece beklemek lazım, içimdeki yokluk gelmeden neredeyse bizim gibi olsun insanını susturmam lazım.

-a
-n

18 Eylül 2011 Pazar

meriç

beni daha iyi o anlıyor aslında.

cümlelerimin yolu da olmuyor konuşmak için düşünmek de.
eğer sonuçta bir azat etme, bir güç yitimi yoksa.

hep en sevdiğin olanı görmezden gelince iyi olduğunu zannettin.
aslında birkaç gün git onu gör, halini hatrını sor.

yine dönersin, yine gülersin.

sonra yine özlersin. nasıl mutlu oldun diye düşünüp birkaç şeyi daha değiştirirsin.

baştan başlarsın.

öldür ama vurma

Sevgili Blog,

Yine başbaşa kaldık zira ben her geçen gün yepyeni şeyler öğreniyorum. Biraz şaşırmışsındır, gülerken dudağının sol yanı çizgisine misali.
Nasıl olur da böyle bir kutsallık bana kabul etmekte bu kadar zorlanacağım yenilikler getirebilir. Potansiyel tehlike unsuru oldum sanırsın. Annemden babamdan hiç duymayı ummadığım, beklemediğim sözcükler birleşimi duymaya başladım. İşin kötüsü bunlar kurallı cümle oluyorlar. Babam değil de, babamın formüllerini çok daha sinir yıpratıcı şekilde ifade etmesini engellemek için annem tarafından seslendirilen atmosferde frekans isimli pop şarkısı hiti bu çalanlar.

Benim bir arkadaşım var Lis. Biz Lis ile Nar eve çıkınca çok sevindik o çok mutlu oldu diye. Sonra dedik ki: "Bizde niye yok?". Ben "Senin bir işin olursa seneye Lis, benim de masterdan alabildiğim karınca kararınca bir param olursa beraber bir evimiz olsun ne dersin?" dedim Lis'e. O da: "Neden olmasın?" dedi.

Bugün annemle bir süredir yalnız yattığı yatağında sırnaşıklı sarmaşık olduk. İnanılmaz sevimli. Özellikle son zamanlardaki aşırı sempatik(!) edalarım göz önüne alındığında bu fazladan bir güzellik taşıyor. Laf nereden dolaştı nereye döndü bilmem bu yalnız ya da arkadaşlardan herhangi biriyle eve çıkma olayına geldi.

Anafikir: Kesinlikle çok zor.

Olası çocuk Z soruları: "Nasıl yani kendi paramı kazanırken bile mi? Yaşım 25 olsa bile mi? Yaşım 30 olsa bile mi? Neden peki? Bana mantıklı bir sebep sunabilir misiniz etrafımızda kim var bunu yapan dışında?"

Anafikir: Babanla bunu konuşma bile.

Ah be blog,
Buralar hep böyle dutluk muydu yoksa şimdi mi dut mevsimi?

İşte böyle. Sen ne kadar adım atarsan at adımların daha güçlü emir kiplerinin çizdiği yerlerde. Bu o odanın tüm parke izlerinin üstünden binlerce geçmek demek. Sonra şunu işitince garipseme tabii ki: "Bazen de böyle basit kitaplar oku..
Hayatta bazı şeyleri dümdüz görmek de çok güzel. Derinine indikçe çok bocalıyorsun."

Meraklı değilim.
Kendiliğinden oldu.