Şimdi ben burada oturuyorum ya insanlar da konuşuyor. Sigara içiyorlar.
Tarifini bilmediğimiz bir sırrı var burada çayın. O sırrı bilsek muhtemelen bir daha yüzüne bakmayız. Hep öyle yapmıyor muyuz zaten?
Şimdi buraya en basit ve sıradan cümlelerle tüm gerçeği yazmak isterdim. Ama ne yazık ki o kadar cesur değilim.
30 Aralık 2010 Perşembe
22 Aralık 2010 Çarşamba
olur böyle zaman zaman
Bak bunlar tam olarak patlayacak.
Sen de bana maruz kalacaksın.
Çirkin belirtileri olan mükemmelliyetçilikten kaynaklanan aptallığa..
Şimdi seni yalnızlığınla başbaşa bırakıp tiyatro tiradları okuyacağım..
Bir de şu var.
Seninle içimden konuşmayı çok seviyorum belki senden bile fazla.
Ee ne de olsa ilk aşkım sayılırsın.
Sen de bana maruz kalacaksın.
Çirkin belirtileri olan mükemmelliyetçilikten kaynaklanan aptallığa..
Şimdi seni yalnızlığınla başbaşa bırakıp tiyatro tiradları okuyacağım..
Bir de şu var.
Seninle içimden konuşmayı çok seviyorum belki senden bile fazla.
Ee ne de olsa ilk aşkım sayılırsın.
18 Aralık 2010 Cumartesi
Bahar türküsü - Bülent Ortaçgil
Bahar geldi
Kendimi seçtim
Kuşlar uçtu
Kendimi aştım
Seni ben yanımda bulunca
Değiştim güzelleştim
Söz etsen yüzüm gülse
Gel desen
Yağmur yağdı
İçim temizlendi
Toprak koktu
İçim renklendi
Seni ben yanımda bulunca
Her şeyim çiçeklendi
Ses etsen yüzüm gülse
Gel desen
Kendimi seçtim
Kuşlar uçtu
Kendimi aştım
Seni ben yanımda bulunca
Değiştim güzelleştim
Söz etsen yüzüm gülse
Gel desen
Yağmur yağdı
İçim temizlendi
Toprak koktu
İçim renklendi
Seni ben yanımda bulunca
Her şeyim çiçeklendi
Ses etsen yüzüm gülse
Gel desen
16 Aralık 2010 Perşembe
telefon sayfaları kopmuş 2011
Bugün çok uzun saatler önce başladı. 24 saat geçti ama gün bitmedi. İçinde tüm zamanların duygularını taşıyor. Yeniden vücudumdaki kimyasal oranı belli bir değerin üstüne çıkınca, burada durmamı sağlayan birbirinden kopuk tüm parçalar kendini aynı resmin çocukları zannetti. Hala da zannediyor. İşin kaçınılmaz gerçekliği tabii ki en yetersiz olanlar. Kelimeler... Hissettiklerimizin ifadesi mi yoksa kısıtlayıcı çizgileri mi? Bunları konuştuk ve daha bir dolu şey. Rolleri değiştik. Dudaklarımızın bir kısmı kelimeleri upuzun cümleler yapıyor, bir kısmı gülüyordu. Her şeyin güzel sonuçlar doğurmasını bekliyoruz. Aciz bir umut etme hissi değil bu.. Hak etmek hem de tüm dillerdeki karşılığıyla..
Gün hala devam ediyor. Bir kaç saat de olsa uyursam uyandığımda her şeyi unutmaktan korkuyorum. Gözüme uyku girmiyor. Oysa öyle hasret kaldık ki birbirimize..
Gün hala devam ediyor. Bir kaç saat de olsa uyursam uyandığımda her şeyi unutmaktan korkuyorum. Gözüme uyku girmiyor. Oysa öyle hasret kaldık ki birbirimize..
12 Aralık 2010 Pazar
Çok şey mi?
Günlerce evden çıkmayıp, sabahlara kadar sadece kitap okuyup dizi izlemek, sonra da öğlene kadar uyuyup tekrar aynı teraneye dönmek istiyorum. Dağınık saçlarım, şişmiş gözlerim, dünyanın en uyumsuz pijamaları ve kat kat hırkalarıyla saatlerce internetten kitaplarımdaki kişilerin, mezheplerin, coğrafyaların tarihini okuyup, resimlerine bakmak istiyorum. Tekrar gece olunca da etrafımdaki tek sesin kış gecelerinin odamın penceresine vuran gürültüsü olsun istiyorum.
Servise binmek için evden çıkmama 4 saat kaldı.
Servise binmek için evden çıkmama 4 saat kaldı.
10 Aralık 2010 Cuma
Hayyam'a
Düşünüyor, anlamaya çalışıyorum seni
Hayyam!
Haklısın çok yerde
O zamandan bu zamana
Ne değiştirebildin?
Bundan sonra ne değiştirebileceksin?
Benim çağımda çıkarlar konuşur.
Çünkü biz çağları,
Yaşamadan atlarız.
Çıkarlar, sevgilerden büyük.
Çıkarlar susmaya görsün.
Ne gariptir ki;
Sevgiler de susacak.
İsmet Nadir Atasoy
Hayyam!
Haklısın çok yerde
O zamandan bu zamana
Ne değiştirebildin?
Bundan sonra ne değiştirebileceksin?
Benim çağımda çıkarlar konuşur.
Çünkü biz çağları,
Yaşamadan atlarız.
Çıkarlar, sevgilerden büyük.
Çıkarlar susmaya görsün.
Ne gariptir ki;
Sevgiler de susacak.
İsmet Nadir Atasoy
8 Aralık 2010 Çarşamba
adamın birine göre hayatın en acı gerçeği
asla cevabını bilemeyeceğin sorularla dolu oluşudur. Tanrıyı bilemezsin, gerçeği bilemezsin, zamanı bilemezsin, yarını bilemezsin, kendini, bazen en yakınını, var oluşunu ve yok oluşunu ve nedeni, bilemezsin. Bilemeyeceğin gerçeğidir hayatın en acı gerçeği. Bir gün bilecek misin, onu da bilemezsin ama hep inanmak zorundasındır. Belki de hep boş şeylere inanmışsındır, bilemezsin.
1 Aralık 2010 Çarşamba
move
gerçekten bu şarkıların arka fonuna koymak istediğin birine ihtiyacın yok mu?
şu transformationları bitirelim de hemen expressionlara başlayalım..
şu transformationları bitirelim de hemen expressionlara başlayalım..
24 Kasım 2010 Çarşamba
Asimetrik uzak oda
Önceden o benimdi. Tabii ki o zamanlar şuradan bakamadığımdan dolayı bu kadar değer yüklenmemişti üzerine. Ne yazmıştım o duvara kurşun kalemle.. "Buluyorum yavaş yavaş..." Evet tam olarak üç noktası vardı. Diğer noktaların ne anlama geldiğini şimdi anlıyorum. Şimdi de başka noktalar beliriyor ve ben onların ne demek olduğunu bilmiyorum.
Sonra o zamanlar garip bir müzik sistemim vardı. Sapkın kontrol mekanizmam her şeyi o kadar düzenli bir şekilde ayarlamıştı ki tüm şarkıların sırası belliydi. Nerden mi aklıma geldi? Kurt Cobain "Stay away" diye bağırıyor, yetmez mi..
Ben o zamanlar bildiğin gibi değildim be blog. Neyse ki sonra bazı insanlarla tanıştım.
Evet zaman zaman diğer insanlara muhtaçtım. O köprünün üstündeyken de muhtaçtım.
Şimdi her şeyin neden böyle olduğu ortaya çıktı.
Ne kadar çok zaman demişim. Madem öyle son sözü o söylesin. O söz gelmezse kimseyi suçlayamayız en azından...
Sonra o zamanlar garip bir müzik sistemim vardı. Sapkın kontrol mekanizmam her şeyi o kadar düzenli bir şekilde ayarlamıştı ki tüm şarkıların sırası belliydi. Nerden mi aklıma geldi? Kurt Cobain "Stay away" diye bağırıyor, yetmez mi..
Ben o zamanlar bildiğin gibi değildim be blog. Neyse ki sonra bazı insanlarla tanıştım.
Evet zaman zaman diğer insanlara muhtaçtım. O köprünün üstündeyken de muhtaçtım.
Şimdi her şeyin neden böyle olduğu ortaya çıktı.
Ne kadar çok zaman demişim. Madem öyle son sözü o söylesin. O söz gelmezse kimseyi suçlayamayız en azından...
22 Kasım 2010 Pazartesi
Deli deli bakıyorsun yine..
Yine çok uzun bir zaman oldu ve tüm kapanlar kısıldı.
Saat 02.58.
Saat 03.00'da yatakta olmalıyım.
Saat 04.00'da anca uyurum.
...7 saat... Yeterli.
Saat 02.59 oldu.
Susmalıyım.
Saat 02.58.
Saat 03.00'da yatakta olmalıyım.
Saat 04.00'da anca uyurum.
...7 saat... Yeterli.
Saat 02.59 oldu.
Susmalıyım.
15 Kasım 2010 Pazartesi
9 Kasım 2010 Salı
27 Ekim 2010 Çarşamba
sevmem pek ama içerim
Sevgili Blog,
Böyle zamanlarda çok kafam karışıyor.
Dört tane gölge vardı, her biri adını karanlık bir sudan gelen damlalarla yazıyordu. Altında sırılsıklam kalakaldım. İnsanlar devam ederken ben onların kalanlarını düşünüyordum. Yepyeni yüzleri eski bedenlerde gördüm.
Ağlarken gördüğümde çok şaşırdığım insanlar var. Gözyaşları bile mavi olan insanlar. Hiç tahmin etmezsiniz, aslında edemezsiniz. Onun yanında bambaşka sözleri benimseyenler. Ben bunu becerebilir miyim? Bu kadar sesin arasında kendimde kalabilir miyim?
Ben aslında sakin bir insanım.
İşte yarım yamalak anlatmaya çalıştığım cümlelere geldik. Zaman, sadece bu saydamlığı kendime saklamamı sağladı. Yoksa değişen bir şey yok. Rahat ol. O hep burada.
Bu şarkıyı yeni duymama rağmen gelenleri hızlandırmasına şaşırıyorum. Bu gece ile aynı. Ellerimi başımın arkasında kenetleyerek rol yapıyorum. Sanırım bunlardan bahsediyor bu şarkı. Emin değilim.
Bugün evim şarkı söyleyecek.
Görüşmek üzere. Öpüyorum seni.
Böyle zamanlarda çok kafam karışıyor.
Dört tane gölge vardı, her biri adını karanlık bir sudan gelen damlalarla yazıyordu. Altında sırılsıklam kalakaldım. İnsanlar devam ederken ben onların kalanlarını düşünüyordum. Yepyeni yüzleri eski bedenlerde gördüm.
Ağlarken gördüğümde çok şaşırdığım insanlar var. Gözyaşları bile mavi olan insanlar. Hiç tahmin etmezsiniz, aslında edemezsiniz. Onun yanında bambaşka sözleri benimseyenler. Ben bunu becerebilir miyim? Bu kadar sesin arasında kendimde kalabilir miyim?
Ben aslında sakin bir insanım.
İşte yarım yamalak anlatmaya çalıştığım cümlelere geldik. Zaman, sadece bu saydamlığı kendime saklamamı sağladı. Yoksa değişen bir şey yok. Rahat ol. O hep burada.
Bu şarkıyı yeni duymama rağmen gelenleri hızlandırmasına şaşırıyorum. Bu gece ile aynı. Ellerimi başımın arkasında kenetleyerek rol yapıyorum. Sanırım bunlardan bahsediyor bu şarkı. Emin değilim.
Bugün evim şarkı söyleyecek.
Görüşmek üzere. Öpüyorum seni.
20 Ekim 2010 Çarşamba
Ne zaman?
Bu resme baktığım zaman midem bulanıyor. Saatlerce uyumaya çalışıp uyuyamadıktan sonra başlayan mide bulantısı gibi. İçimdeki mikroplar insanlara bulaşmasın diye bunu eldivenlerimle yazıyorum. Bir de şunu biliyorum ki ben ne yaparsam ve ne düşünürsem düşüneyim, hep işin arkasında kalan, görmek istemediğim için görmeyeceğim bir yüz var. Yani aslında unutmak yoktur, kimse için hem de. Sadece artık o tarafa bakmıyoruz. Baksak her şey başladığı yere dönmek için düzensizliğe doğru evrilen bir reaksiyona girecek. Doğanın kanunuysa bu, ben ne yapabilirim.
Ben sadece sıradan bir insanım.
Ben sadece sıradan bir insanım.
0414
Neler döndüğünü biliyorsun.
İstediğin kadar bağır.
Nasıl olsa kimse duymayacak.
Bu yeni görüntüne hala alışamadım. Bana hiçbir şey hatırlatmıyor. Bu saatlerde biraz daha hissedebiliyorum ve aklıma hep aynı şeyler geliyor. İçimden döne döne geçerken sabah, güzel mavili raylara binmiştim. O zamanlarda o kadar sıkıcıydım ki o günü hiç unutamıyorum. Gerçi kendi içinde saklı bir güzeliği vardı. Şimdi onun bir daha gelmeyeceğini biliyorum. O kadar çok yeni var ki etrafında, ben artık bir rafa doğru gidiyorum. Orada bir kitap duruyor. Yanında da kırmızı yapraklı kuşlar ve bir yıl.
Şimdi gidiyorum.
Ama kime diyorum ki zaten?
İstediğin kadar bağır.
Nasıl olsa kimse duymayacak.
Bu yeni görüntüne hala alışamadım. Bana hiçbir şey hatırlatmıyor. Bu saatlerde biraz daha hissedebiliyorum ve aklıma hep aynı şeyler geliyor. İçimden döne döne geçerken sabah, güzel mavili raylara binmiştim. O zamanlarda o kadar sıkıcıydım ki o günü hiç unutamıyorum. Gerçi kendi içinde saklı bir güzeliği vardı. Şimdi onun bir daha gelmeyeceğini biliyorum. O kadar çok yeni var ki etrafında, ben artık bir rafa doğru gidiyorum. Orada bir kitap duruyor. Yanında da kırmızı yapraklı kuşlar ve bir yıl.
Şimdi gidiyorum.
Ama kime diyorum ki zaten?
16 Ekim 2010 Cumartesi
Yeni Düzen
Bu maksimum beş satırlık yazılardan çok sıkıldım. İnanılmaz bir ağırlık yerleşmiş onu kaldırmadan uzatamıyorum.
Yine öksürmeye başladım.
Biraz irade.
Yine öksürmeye başladım.
Biraz irade.
15 Ekim 2010 Cuma
eski bir zamanda yer değiştirirken..
Bazı şeyleri bilmiyorken hayat çok güzel, insanlar da. Yere göğe sığdıramıyorsun birini sonra görüyorsun ki çoğu şey arkandan çevrilen oyunlardan ibaret.
Yok yok zaten güvenmiyordun ama şimdi eminsin ki, herkes yalan söyler ve herkes önce kendini düşünür.
Yok yok zaten güvenmiyordun ama şimdi eminsin ki, herkes yalan söyler ve herkes önce kendini düşünür.
14 Ekim 2010 Perşembe
12 Ekim 2010 Salı
Bir zamanlar
Elimde bir su şişesi "Ateşe baca laaazım.. Kitaba hoca laazım.." diye bağırarak sınıf karelerinin ortasında şarkılar söylerdim. Daha demin çok farklı bir kare sandalyede oturup eski kelimeleri herkesler duysun diye sıraya koyarken aklıma geldi de çok tuhaf şeyler düşündüm. Bilemedim.
Biri bana söylesin!
Ne değişti ki?
Biri bana söylesin!
Ne değişti ki?
9 Ekim 2010 Cumartesi
kışkış
Buraya aynı eski şarkıları yazmak istiyorum. Aklıma geçen yazın sonu geliyor. Başlangıç zamanı. İçinden ölü çocuklar topladığımız bir canlılık var üzerimde şu an. Ölümün kurtarışına tanıklık etmek bu. Önceden beni kaldırmış insanların dürüstlüğünü görüyorum ve bu durum beni inanılmaz derecede mutlu ediyor. Sadece kendimi düşünmek zorunda olduğum mutsuzluk zamanlarının götürülerini şimdi geri getiriyorum. Teşekkürü borç bildiğim bazı insanlar var. Ama bunu onlara söyleyemem. Zira korkuyorum. Belki o zaman giderler. Ve ben inanılmaz bir sahiplenme duygusu içerisindeyim.
Çok seviyorum ya ondandır belki de.
Çok seviyorum ya ondandır belki de.
4 Ekim 2010 Pazartesi
26 Eylül 2010 Pazar
Şimdi şöyle oldu
Almıla: "Buraya nasıl yazıyorsun?" dedi, ben de: "İşte böyle dedim.", gösterdim. Gerçi günün öncesinde kendisinin, benimle daha fazla muhattap olmak zorunda kalan defterine bir şeyler karalamıştım. Ama şu an hatırlamıyorum. Bir de dedi ki:
"Böyle balık misali. Hani atıyor oltayı, sonra da çekiyor bir güzel."
Eminim uyukluyor olmasa kıçıyla da gülerdi ama yediğimiz yemek midemize oturunca, çabası sadece ağzıyla sınırlı kaldı.
Sevgiler.
Bu arada seni deftere yazdım kızım.
"Böyle balık misali. Hani atıyor oltayı, sonra da çekiyor bir güzel."
Eminim uyukluyor olmasa kıçıyla da gülerdi ama yediğimiz yemek midemize oturunca, çabası sadece ağzıyla sınırlı kaldı.
Sevgiler.
Bu arada seni deftere yazdım kızım.
24 Eylül 2010 Cuma
An
Az önce gök bembeyazdı. Şimdi ise turuncu bir yağmur yağıyor.
Soğuk günlerin klasik akşamları. Özlemiş miyim ne?
Soğuk günlerin klasik akşamları. Özlemiş miyim ne?
23 Eylül 2010 Perşembe
Holiday
Sahnedelerdi. "Let me take you far away". Gözlerinin önündeydi işte. Şarkının adını en çok duyduğu yerde yanındaki eğildi kulağına:
"Eğer aşık olabilseydim, o kişinin kim olacağını iyi biliyorsun. Ama dünya böyle bir yer işte."
"Many miles from home."
Alkışlar o kadar yükseldi ki her şeyi parçaladı.
"Eğer aşık olabilseydim, o kişinin kim olacağını iyi biliyorsun. Ama dünya böyle bir yer işte."
"Many miles from home."
Alkışlar o kadar yükseldi ki her şeyi parçaladı.
16 Eylül 2010 Perşembe
yaşamın ucuna yolculuk
"tüm duyguların en güzeli duygusuzluk; öyle bir duygusuzluk ki, insanın tüm dünyayı ve insanları kucaklayabileceği duygusuzluğunun duygusu..."
2 Eylül 2010 Perşembe
SEn
Bunun içinden çıkmayı deniyor. Aynı resimlere demir kaplamalı sözcükler giydirmiş, kurşun geçirmiyor. O eski çocuklukları yapmak istiyor hem de deliler gibi. Ama öyle hissetmiyor. Kendine dışardan bakmaktan hep nefret etti ve şimdi bunu yapabildiği için kendinden nefret ediyor. Ondan nefret etse -herkesin yaptığı gibi- en katlanılır olanını seçecek. Ama yapmıyor. "Aşk değil ama sevgi böyle bir şey.." diye düşünüyor. Artık uzunluğu önemsenmeyecek kadar kısa cümlelerle konuşuyor, yazıyor. Tanımları hep aynı noktadan çıktığından hiçbir cümlesi bitmiyor. İçinden konuşuyor. Dışından yazıyor.
Küçük bir yazı yazmak istiyor. Ama o kadar yabancılaşmış ki yazamıyor. İçinden söylüyor, cümle cümle geçiyor. Heyecanlanmıyor. Yokluğa alışınca özgürlüğüne kavuşuyor.
Bazen onu düşünürken hala insani bir şekilde sıradanlaşıyor.
Belki de tek bir kurtuluşu vardır.
Küçük bir yazı yazmak istiyor. Ama o kadar yabancılaşmış ki yazamıyor. İçinden söylüyor, cümle cümle geçiyor. Heyecanlanmıyor. Yokluğa alışınca özgürlüğüne kavuşuyor.
Bazen onu düşünürken hala insani bir şekilde sıradanlaşıyor.
Belki de tek bir kurtuluşu vardır.
30 Ağustos 2010 Pazartesi
özlemişsindir
Sevgili Blog,
Nerelerdeydin diyorsun değil mi? Uzun zaman geçti, bu kadar uzun süre sessiz kalmazdın, kendi kendine konuşmalarını resmiyete dökmekten, zaman geçince okuyup haline tavrına gülmenin zevkine varmaktan geri durmazdın diyorsun. Haklısın tabi. Ben de bir an çok korktum. Ama sanma ki çok içimden geldi de bir şeyler yapmam lazım diyerek koştum sana mektup yazıyorum. Baktım ki seyreliyorum, varlığından haberdar olmadığım cümlelerim kesin vardır, sen bu kadar huzurlu olamazsın dedim kendime. Cümleler arasında duraksıyorum, zamana ihtiyaç duyuyorum. Tuhaf.. Alışık değilim.
Eski şeylere çok bakıyorum bir de şu sıra. Çocukluğa duyulan yabancılaşma gibi. Bilemiyorum inan ki. Etrafımda satırlık cümleleri bir çırpıda, azami hızda, beklentisizliğin rahatlığı içinde ortaya dökebileceğim kimseler yok. Var da etrafımda değiller. Ben de gidiyorum bir kaç zaman sonra. Suyun altında keşke yaşamak için oksijene ihtiyacımız olmasaydı diye düşünürken metreler geçmek, gözlerimin tuzdan kıpkırmızı olmasını ışıltılı bir işaret olarak görmek için gidiyorum. Tekdüzelik diyecektim aslında bu paragrafın başında ama biriktirdiklerimi sıraya koymakta bir sorunum var sanırım. Yollarda müziği biraz azaltıp, beyin jimlastiği yapsam iyi olacak. Zira ben böyle bir insan değilim. Ne zaman bu kadar gündelik yaşadım ki zaten.
Aklıma tekrar tekrar okumaktan anlamsızlaştırmaya başladığımı farkederek arama mesafe koyduğum cümleler geldi. Benim cümlelerim değil. Zaten onun cümlelerini kendi cümlelerimden daha fazla önemsiyorum. Belki de gerektiği gibi anlayamadığımdandır.
İşler yolunda sevgili blog. Plan yapmama bile gerek yok. Olasılık zincirlerinden kendime kolye küpe falan yapıp onları hiç çıkarmamacasına takmama da. Bir rahatlık söz konusu ya işte alışamıyorum.
Garipsiyorum.
Gidiyorum.
Nerelerdeydin diyorsun değil mi? Uzun zaman geçti, bu kadar uzun süre sessiz kalmazdın, kendi kendine konuşmalarını resmiyete dökmekten, zaman geçince okuyup haline tavrına gülmenin zevkine varmaktan geri durmazdın diyorsun. Haklısın tabi. Ben de bir an çok korktum. Ama sanma ki çok içimden geldi de bir şeyler yapmam lazım diyerek koştum sana mektup yazıyorum. Baktım ki seyreliyorum, varlığından haberdar olmadığım cümlelerim kesin vardır, sen bu kadar huzurlu olamazsın dedim kendime. Cümleler arasında duraksıyorum, zamana ihtiyaç duyuyorum. Tuhaf.. Alışık değilim.
Eski şeylere çok bakıyorum bir de şu sıra. Çocukluğa duyulan yabancılaşma gibi. Bilemiyorum inan ki. Etrafımda satırlık cümleleri bir çırpıda, azami hızda, beklentisizliğin rahatlığı içinde ortaya dökebileceğim kimseler yok. Var da etrafımda değiller. Ben de gidiyorum bir kaç zaman sonra. Suyun altında keşke yaşamak için oksijene ihtiyacımız olmasaydı diye düşünürken metreler geçmek, gözlerimin tuzdan kıpkırmızı olmasını ışıltılı bir işaret olarak görmek için gidiyorum. Tekdüzelik diyecektim aslında bu paragrafın başında ama biriktirdiklerimi sıraya koymakta bir sorunum var sanırım. Yollarda müziği biraz azaltıp, beyin jimlastiği yapsam iyi olacak. Zira ben böyle bir insan değilim. Ne zaman bu kadar gündelik yaşadım ki zaten.
Aklıma tekrar tekrar okumaktan anlamsızlaştırmaya başladığımı farkederek arama mesafe koyduğum cümleler geldi. Benim cümlelerim değil. Zaten onun cümlelerini kendi cümlelerimden daha fazla önemsiyorum. Belki de gerektiği gibi anlayamadığımdandır.
İşler yolunda sevgili blog. Plan yapmama bile gerek yok. Olasılık zincirlerinden kendime kolye küpe falan yapıp onları hiç çıkarmamacasına takmama da. Bir rahatlık söz konusu ya işte alışamıyorum.
Garipsiyorum.
Gidiyorum.
27 Ağustos 2010 Cuma
Kenarda köşede kalmış bir defter buldum
Bir yerde asılı kalmış
Siyah mermerden yontulmuş bir çınar.
___
Oyun parçalarındaki sayılar,
Çevresinde sayısız göz
Farklı noktalardan büyüyen,
Değişen sayılar..
Kendisindesin bir adım ötesinde
Çizginin üstünde bitişinde..
___
Turgut Uyar demiş: "İnanmam gerekiyor, hoşlanmıyorum." demiş. Ne de güzel demiş.
___
Dalgalar vurmuş da ne olmuş?
Yanan bir şeyler var.
Yorulanların yanında durmuş.
Zincirleyip bağlamışlar kollarını
Gözlerinden kurşunlamışlar.
Bir son idam vuruşuyla
Hayatını satırlara doldurmuşlar.
___
Biz hep buralardayız. Saklandığımızı sanıyorsun ya.. Aslında hep gözünün içine bakıyoruz.
___
Ortasındayız gecenin
Gecenin düş gördüğü yerde
Duruyoruz soluklanmak için
Arabanın sesi hala duyuluyor
Yanyana gidiyoruz.
Siyah mermerden yontulmuş bir çınar.
___
Oyun parçalarındaki sayılar,
Çevresinde sayısız göz
Farklı noktalardan büyüyen,
Değişen sayılar..
Kendisindesin bir adım ötesinde
Çizginin üstünde bitişinde..
___
Turgut Uyar demiş: "İnanmam gerekiyor, hoşlanmıyorum." demiş. Ne de güzel demiş.
___
Dalgalar vurmuş da ne olmuş?
Yanan bir şeyler var.
Yorulanların yanında durmuş.
Zincirleyip bağlamışlar kollarını
Gözlerinden kurşunlamışlar.
Bir son idam vuruşuyla
Hayatını satırlara doldurmuşlar.
___
Biz hep buralardayız. Saklandığımızı sanıyorsun ya.. Aslında hep gözünün içine bakıyoruz.
___
Ortasındayız gecenin
Gecenin düş gördüğü yerde
Duruyoruz soluklanmak için
Arabanın sesi hala duyuluyor
Yanyana gidiyoruz.
25 Ağustos 2010 Çarşamba
22 Ağustos 2010 Pazar
12 Ağustos 2010 Perşembe
Kaçamak..
O kadar tuhaf ki.. Tesadüflerden tut, birlikteliklere kadar.
Ne zaman kırmızı şarap ile votkayı karıştırsam aklıma bu geliyor. Nereden geliyor? Tuzsuz mavi sulardan, siyah denizlerden, soğuk hücrelerden.. Başladığım yeri sonuna gelince bulamıyorum ve ellerim yanıyor. Ben de bu şarkıyı böyle güzel çalmak isterdim.
Hiçbir şey göründüğü gibi değil.. Ben de öyle güzel oynuyorum ki oyundan sonra kuliste hep ağlıyorum.
Buradan bir kervan geçti. Gökyüzünde binlerce güneşten parlak bir ay vardı. Arkasında da ayak izleri. Hepsinde bir hikaye saklıydı. Hikayeleri sever misiniz? Ben çok severim. Onları hep bir sıraya koyarım. Zincirleme bir çaresizlikle salınırlar. Kralları vardır çok sevdikleri. Hikayedeki babacan karakterlerdir ve hep günü kurtarırlar. Ya günden sonra?
Günden sonra uyuduğu sanınlanlar gizlice bir hikaye yazarlar.
Güzel bir gündü..
Ne zaman kırmızı şarap ile votkayı karıştırsam aklıma bu geliyor. Nereden geliyor? Tuzsuz mavi sulardan, siyah denizlerden, soğuk hücrelerden.. Başladığım yeri sonuna gelince bulamıyorum ve ellerim yanıyor. Ben de bu şarkıyı böyle güzel çalmak isterdim.
Hiçbir şey göründüğü gibi değil.. Ben de öyle güzel oynuyorum ki oyundan sonra kuliste hep ağlıyorum.
Buradan bir kervan geçti. Gökyüzünde binlerce güneşten parlak bir ay vardı. Arkasında da ayak izleri. Hepsinde bir hikaye saklıydı. Hikayeleri sever misiniz? Ben çok severim. Onları hep bir sıraya koyarım. Zincirleme bir çaresizlikle salınırlar. Kralları vardır çok sevdikleri. Hikayedeki babacan karakterlerdir ve hep günü kurtarırlar. Ya günden sonra?
Günden sonra uyuduğu sanınlanlar gizlice bir hikaye yazarlar.
Güzel bir gündü..
3 Ağustos 2010 Salı
Iron Maiden - Blood Brothers
And if you're taking a walk through the garden of life
What do you think you'd expect you would see?
Just like a mirror reflecting the moves of your life
And in the river reflections of me
Just for a second a glimpse of my father I see
And in a movement he beckons to me
And in a moment the memories are all that remain
And all the wounds are reopening again
We're blood brothers, we're blood brothers
We're blood brothers, we're blood brothers
And as you look all around at the world in dismay
What do you see, do you think we have learned
Not if you're taking a look at the war-torn affray
Out in the streets where the babies are burned
We're blood brothers, we're blood brothers
We're blood brothers, we're blood brothers
There are time when I feel I'm afraid for the world
There are times I'm ashamed of us all
When you're floating on all the emotion you feel
And reflecting the good and the bad
Will we ever know what the answer to life really is?
Can you really tell me what life is?
Maybe all the things that you know that are precious to you
Could be swept away by fate's own hand
We're blood brothers, we're blood brothers
We're blood brothers, we're blood brothers
When you think that we've used all our chances
And the chance to make everything right
Keep on making the same old mistakes
Makes untipping the balance so easy
When we're living our lives on the edge
Say a prayer on the book of the dead
We're blood brothers, we're blood brothers
We're blood brothers, we're blood brothers
And if you're taking a walk through the garden of life...
What do you think you'd expect you would see?
Just like a mirror reflecting the moves of your life
And in the river reflections of me
Just for a second a glimpse of my father I see
And in a movement he beckons to me
And in a moment the memories are all that remain
And all the wounds are reopening again
We're blood brothers, we're blood brothers
We're blood brothers, we're blood brothers
And as you look all around at the world in dismay
What do you see, do you think we have learned
Not if you're taking a look at the war-torn affray
Out in the streets where the babies are burned
We're blood brothers, we're blood brothers
We're blood brothers, we're blood brothers
There are time when I feel I'm afraid for the world
There are times I'm ashamed of us all
When you're floating on all the emotion you feel
And reflecting the good and the bad
Will we ever know what the answer to life really is?
Can you really tell me what life is?
Maybe all the things that you know that are precious to you
Could be swept away by fate's own hand
We're blood brothers, we're blood brothers
We're blood brothers, we're blood brothers
When you think that we've used all our chances
And the chance to make everything right
Keep on making the same old mistakes
Makes untipping the balance so easy
When we're living our lives on the edge
Say a prayer on the book of the dead
We're blood brothers, we're blood brothers
We're blood brothers, we're blood brothers
And if you're taking a walk through the garden of life...
25 Temmuz 2010 Pazar
Hikayeyi Beklerken
Ritim başladı. İlk vuruşları tanıyorum. Değişimden başlayan ve değişimin içinden yıkılarak çıkan bir gece. Hepsinin aynılığından emin olamadığım ama aksini ispatlayacak cümleler bulamadığım. Dünyadan bahsederken en yakınımızdakini unutur muyuz? Yazarken bile bitirdiğimiz bir şeyler var. Uyan artık. Gerçek olan başka resimlere bak. Yansımasında seni gördüğüm resimler.
Tıpkılık bilmecesi. Senden bana gelirken neler değişiyor. Gerilim doğuyor. Yavaşça durulan sular. Vazgeçilmez bir maviliğin parçası olan, durulmuş, zamanını doldurmuş. Zaten bitecekse en güzelini yaşamanın mahsuru ne? Neyi bekliyorum? Kavramak zaman alır. Aynı zamanda kendine karşı mücadele ediyorsan daha da zor. Zor olan ne?
Kıvrılarak düşerken,
Birleştirirken önümde uzayan noktaları,
Düşen bir noktayı tuttum.
Ölmeden bir adım önce,
Benim oldu.
Ben ise yoktum.
________________
Derin gözlere saklanmış bir cümle,
Unutulmaktan eskimiş.
Başlangıç sayfasının içinde,
Hep bir adım önde olanın.
Yeni bir cümle eklemek için,
Çıkarılan gözünden.
Yenilenen..
Unutulmaya bırakılan sonrasında, sonrasızca.
_________________
Nar taneleri düşüyor yağmurun yerine,
Kızıl bir mavilik denizde.
Yeni tanışıyor.
Yeniden seviyor, öğreniyor.
Artık yağmur gelmiyor
Artık gün
Sadece kırmızı.
Tıpkılık bilmecesi. Senden bana gelirken neler değişiyor. Gerilim doğuyor. Yavaşça durulan sular. Vazgeçilmez bir maviliğin parçası olan, durulmuş, zamanını doldurmuş. Zaten bitecekse en güzelini yaşamanın mahsuru ne? Neyi bekliyorum? Kavramak zaman alır. Aynı zamanda kendine karşı mücadele ediyorsan daha da zor. Zor olan ne?
Kıvrılarak düşerken,
Birleştirirken önümde uzayan noktaları,
Düşen bir noktayı tuttum.
Ölmeden bir adım önce,
Benim oldu.
Ben ise yoktum.
________________
Derin gözlere saklanmış bir cümle,
Unutulmaktan eskimiş.
Başlangıç sayfasının içinde,
Hep bir adım önde olanın.
Yeni bir cümle eklemek için,
Çıkarılan gözünden.
Yenilenen..
Unutulmaya bırakılan sonrasında, sonrasızca.
_________________
Nar taneleri düşüyor yağmurun yerine,
Kızıl bir mavilik denizde.
Yeni tanışıyor.
Yeniden seviyor, öğreniyor.
Artık yağmur gelmiyor
Artık gün
Sadece kırmızı.
22 Temmuz 2010 Perşembe
Uzun Z
Uzun zaman oldu. Zaman zaman oluyor böyle? Belki de okula dönerken kadıköyün son zamanlarının tadını denize karşı çıkarmayışın sonucu bu. Belki de anlatmak artık eskisi gibi değil. Hiçbir şey eskisi gibi değil ya neyse..
Uzun süren çalışma saatleri var etrafımda. Keyifli zamanlar. Anlam yükleme bulmacasının en güzel sorularını yazdım. Önceden bulduğum cevapların soruları. Öylece dolaşıyorlarmış da yerlerini bulmaları zamanlarını almış.
Bir karar vermiştim. Değişikliğin tanımını hissettirecek bir karar. Yapmadım ve bir iyiki daha kazındı haneye. Aynı denizin etrafında döndük. Yeni cümleler kurduk. Her zaman içimden sorduğum soruları bu sefer herkes duydu. Cevaplarım da oldu. Güzel mi oldu? Neyse..
Biz buralardan gitmeye karar verdik. Uzun yol ihtiyacından haritadaki en uzak ülkeyi seçtik. Paramız yok ama biz varız ya yetmez mi?
Uzun süren çalışma saatleri var etrafımda. Keyifli zamanlar. Anlam yükleme bulmacasının en güzel sorularını yazdım. Önceden bulduğum cevapların soruları. Öylece dolaşıyorlarmış da yerlerini bulmaları zamanlarını almış.
Bir karar vermiştim. Değişikliğin tanımını hissettirecek bir karar. Yapmadım ve bir iyiki daha kazındı haneye. Aynı denizin etrafında döndük. Yeni cümleler kurduk. Her zaman içimden sorduğum soruları bu sefer herkes duydu. Cevaplarım da oldu. Güzel mi oldu? Neyse..
Biz buralardan gitmeye karar verdik. Uzun yol ihtiyacından haritadaki en uzak ülkeyi seçtik. Paramız yok ama biz varız ya yetmez mi?
yeni yaz ezgisi
Konuştuk bütün gece..
Büyümekten alışmaktan
Herkes bilir söylemez
Koptuk bir çocuktan.
Büyümekten alışmaktan
Herkes bilir söylemez
Koptuk bir çocuktan.
5 Temmuz 2010 Pazartesi
kisleme
Bir şeyinde şu kadarcık bile olmamak var ya işte ondan.
Hey!
Acınası olmak değil, bu oyunu köpek gibi seviyorsun.
Ey!
Uyumak üzereyken, sızarken çok bağlantısız şeyleri kafasında bağlamaya çalışanlar! Alakasız ama olur aslında değil mi?
y!
Bu oyunu yalnız başına oynuyorsun.
Hey!
Acınası olmak değil, bu oyunu köpek gibi seviyorsun.
Ey!
Uyumak üzereyken, sızarken çok bağlantısız şeyleri kafasında bağlamaya çalışanlar! Alakasız ama olur aslında değil mi?
y!
Bu oyunu yalnız başına oynuyorsun.
4 Temmuz 2010 Pazar
1 Temmuz 2010 Perşembe
26 Haziran 2010 Cumartesi
öğlen sabahı
Nasıl bir rüyadır nasıl? İç sesin: "Seni hasarlı bulmak hoşuma gitti." dediği her kareden insanın aynı kareye göz koyduğu bir rüya. Arkamı döndüm ve işte orada daha önce hiç olmadığın kadar güzeldin. O kadar ki mutluluktan uyandım resmen.
Son zamanlarda her sabah dört beş rüya ile uyanmak gerçek algımı bayağı bir bozdu ama olsun.
Evin içinde kendi kendime konuşmakta olduğumu bir saatin sonunda farkettim ama olsun.
Son zamanlarda her sabah dört beş rüya ile uyanmak gerçek algımı bayağı bir bozdu ama olsun.
Evin içinde kendi kendime konuşmakta olduğumu bir saatin sonunda farkettim ama olsun.
25 Haziran 2010 Cuma
Gök delindi
Tanrıyı saklandığı yerde yakalayıp, kulaklarından tavana asmak istiyorum. Beni mi deniyordur nedir? Bak şimdiden alışmaya başlasan iyi olur, önümüzdeki aylarda rahatsın diye sonbaharı unutma diyor bana ama vız gelir tırıs gider. Haberi yok.
kum
Kuma gömdü ellerini. Diğeri kumdan kaleler yaparken kimseyi duymaz, tek bir kum tanesi gibi koca dünyada tek başına yaşadığını düşünürdü. O elleriyle kaleler büyütürken, diğeri ellerini kumdan çıkarmadı. Ağladı durdu. Gözyaşları kumun şekillenmesine yardımcı oluyordu.
Sonunda söyleyecekti. Sonunda söyleyecekti ve her şey bitecekti.
Belki de başka bir şey.
O gidiyordu.
Sonunda söyleyecekti. Sonunda söyleyecekti ve her şey bitecekti.
Belki de başka bir şey.
O gidiyordu.
23 Haziran 2010 Çarşamba
pink bullets
I was just bony hands as cold as a winter pole
you held a warm stone out new flowing blood to hold
oh what a contrast you were
to the brutes in the halls
my timid young fingers held a decent animal.
Over the ramparts you tossed
the scent of your skin and some foreign flowers
tied to a brick
sweet as a song
the years have been short but the days were long.
Cool of a temperate breeze from dark skies to wet grass
we fell in a field it seems now a thousand summers passed
when our kite lines first crossed
we tied them into knots
and to finally fly apart
we had to cut them off.
Since then it's been a book you read in reverse
you understand less as the pages turn
or a movie so crass
and awkardly cast
that even I could be the star.
I don't look back much as a rule
and all this way before murder was cruel
but your memory is here and I'd like it to stay
warm light on a winters day.
Over the ramparts you tossed
the scent of your skin and some foreign flowers
tied to a brick
sweet as a song
the years have seemed short but the days go slowly by
two loose kites falling from the sky
drawn to the ground and an end to flight.
you held a warm stone out new flowing blood to hold
oh what a contrast you were
to the brutes in the halls
my timid young fingers held a decent animal.
Over the ramparts you tossed
the scent of your skin and some foreign flowers
tied to a brick
sweet as a song
the years have been short but the days were long.
Cool of a temperate breeze from dark skies to wet grass
we fell in a field it seems now a thousand summers passed
when our kite lines first crossed
we tied them into knots
and to finally fly apart
we had to cut them off.
Since then it's been a book you read in reverse
you understand less as the pages turn
or a movie so crass
and awkardly cast
that even I could be the star.
I don't look back much as a rule
and all this way before murder was cruel
but your memory is here and I'd like it to stay
warm light on a winters day.
Over the ramparts you tossed
the scent of your skin and some foreign flowers
tied to a brick
sweet as a song
the years have seemed short but the days go slowly by
two loose kites falling from the sky
drawn to the ground and an end to flight.
18 Haziran 2010 Cuma
yaz
O yeşil rengi gördüm. Camdan esen rüzgar geldi, kucağıma yerleşti. Parmak uçlarımda bir heyecan. Özlemişim.
Kısa bir zaman sonra..
Gitgide uzaklaşıyorsun.
Gitgide.
Gitgi.
Git.
G.
Kısa bir zaman sonra..
Gitgide uzaklaşıyorsun.
Gitgide.
Gitgi.
Git.
G.
16 Haziran 2010 Çarşamba
15 Haziran 2010 Salı
11 Haziran 2010 Cuma
defterarkası
sıyrık bir yürüyüş
içinde bir adam
Gözleri ağlıyor
Geminin üstünde bir orman yürüyor
Denizin üstünde bir ağaç
Gülümsemesini çaldırmış.
içinde bir adam
Gözleri ağlıyor
Geminin üstünde bir orman yürüyor
Denizin üstünde bir ağaç
Gülümsemesini çaldırmış.
9 Haziran 2010 Çarşamba
limon sosu
Sıklaştırdı adımlarını. Sözlerini sözcüklere bölerek uzaklaştırdı adımlarından. Sonrasızlığın üzerine gitmek için kuşandığı alkışlarını sahneye tekrar çıkmak için kullandı. Odanın kenarları başka renk idi, ortası başka. Hep istediği şekilde döşenmişti. Kenar çizgilerine basarsa gideceği iklimi bilmiyordu ve ilk kez bu heyecanın arzu edilebilirliğini hissetti. Unutmak için gelmişti ve bildiği yeni bir şey vardı. Bunu odanın kapısında asılı duran kağıttan öğrenmişti. Kağıtta şöyle yazıyordu. ‘Unutmak bir çaba gerektirmez. Yeni cümleler kurarak unutmaya çalışamazsın. İkna etmeyi bir kenara koy. Gerek duymamayı öğren. Ve artık buradan kalkabilirsin. Odanın kenarları rengini kaybedip çoğunluğa karıştığında buradan çıkabilirsin.’
2 Haziran 2010 Çarşamba
ne kadar da eskisin sen öyle
önceden bir pencere yansıması vardı..
bakıp yazdığım
şimdi göze göz..
cevapların kendini unutturduğu bir zaman
bir devrik zaman..
söylenmiş sözler var
aynı şekilde yazıyorum
aynı yerden bakıyorum.
hala aynı yerde duruyorum..
ufak bir düş/n..
bakıp yazdığım
şimdi göze göz..
cevapların kendini unutturduğu bir zaman
bir devrik zaman..
söylenmiş sözler var
aynı şekilde yazıyorum
aynı yerden bakıyorum.
hala aynı yerde duruyorum..
ufak bir düş/n..
1 Haziran 2010 Salı
30 Mayıs 2010 Pazar
Hey sen!
Nasıl olsa benim yaptığımı yaptığın yok.
Biraz değişikliğe gitmek için hazırlanıyorum.
Yola çıkabileceğimi umarım.
Biraz değişikliğe gitmek için hazırlanıyorum.
Yola çıkabileceğimi umarım.
29 Mayıs 2010 Cumartesi
gün parçalaması
aynı yerde bir gece manzarası daha
bu kez yaz..
biraz daha büyümüş karşımdaki dallar
en azından saklıyor.
ne demeye gidiyorsun buralardan
arkanda izler bırakmışsın okuyamadığım
önce yazmayı öğrendim
sonra okumayı
en son unutmayı.
hangisi daha güzeldi?
çıkaramıyorum.
bu kez yaz..
biraz daha büyümüş karşımdaki dallar
en azından saklıyor.
ne demeye gidiyorsun buralardan
arkanda izler bırakmışsın okuyamadığım
önce yazmayı öğrendim
sonra okumayı
en son unutmayı.
hangisi daha güzeldi?
çıkaramıyorum.
Biliyor Musun / Turgut Uyar
biliyor musun
aşk şiiri yazmaktan bıktım
bir gün şöyle bir baktım
yazdığım bütün şiirler öyle
bir sarsılma, nedir bu
bir otuz aşk şiiri daha
kendimi hiç suçlamadım
peki o zaman ben neden
dereceler sokayım koltuğumun altına
ateşim varsa zaten
ey gözleri maden
çünkü aşk bir suçlamadır
sonuna kadar yaşanmamışsa
bir bardak birada yeni bir deniz
ve yağmur
eski bir denizde yeni bir ada
yaşanmamışsa
sözgelimi Galata'dan Afrika'ya gidiyordum
korsanları kralları ve bazı ülkeleri
ve bütün madenleri
ve kendi sonumu
iyi görmüyordum sonunda
her türlü madeni
elimde bir sürü kağıtla
hazırladım kendimi
aşk şiiri yazmaktan bıktım
bir gün şöyle bir baktım
yazdığım bütün şiirler öyle
bir sarsılma, nedir bu
bir otuz aşk şiiri daha
kendimi hiç suçlamadım
peki o zaman ben neden
dereceler sokayım koltuğumun altına
ateşim varsa zaten
ey gözleri maden
çünkü aşk bir suçlamadır
sonuna kadar yaşanmamışsa
bir bardak birada yeni bir deniz
ve yağmur
eski bir denizde yeni bir ada
yaşanmamışsa
sözgelimi Galata'dan Afrika'ya gidiyordum
korsanları kralları ve bazı ülkeleri
ve bütün madenleri
ve kendi sonumu
iyi görmüyordum sonunda
her türlü madeni
elimde bir sürü kağıtla
hazırladım kendimi
22 Nisan 2010 Perşembe
bir sabah daha..
Bugünlerde sabahlarım gerçi sabah demek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama pek keyifli geçiyor. Olabildiğince yalnız. Kafamı kurcalayan onca şey arasından başını uzatıp bayrağı kapan "acaba şu yataktan kalkıp çamaşır makinesinin sesini daha az duymak için kapıyı kapatabilir miyim?" oluyor. Olsun varsın. Bazı saplantılı alışkanlıklarımın eskimiş bölümleri ısıtıp ısıtıp karşıma koyarak, utanmaz bir tavır sergilemesine aldırmıyorum.
Aldırmıyor muyum?
Son zamanlarda benim gibi iç sesi olan bir sayfa sahibiyle tanıştım. Hem de bir doktor. Ayrı bir mevzudur bu da. Nedense hiçbir şeyi kolay unutamıyorum.
Neyse, o doktorun şu cümlelerini kendime pek bir yakın hissettim paylaşayım. "...çünkü dosttan gelen bir telefonun, gezilecek yerlerin, hayatımdaki insanların, okunacak romanların hep önceliği vardı bende."
Bir gün biri bana "neden yapamadın?" diye sorarsa cevabım bu olacak..
Aldırmıyor muyum?
Son zamanlarda benim gibi iç sesi olan bir sayfa sahibiyle tanıştım. Hem de bir doktor. Ayrı bir mevzudur bu da. Nedense hiçbir şeyi kolay unutamıyorum.
Neyse, o doktorun şu cümlelerini kendime pek bir yakın hissettim paylaşayım. "...çünkü dosttan gelen bir telefonun, gezilecek yerlerin, hayatımdaki insanların, okunacak romanların hep önceliği vardı bende."
Bir gün biri bana "neden yapamadın?" diye sorarsa cevabım bu olacak..
gidebilmek adına..
Gitmek
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",öbür yanımız "otur" diyor."
Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif...
Denk olsa.Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür ya
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,Ama olsun...
İstemek de güzel.
Can Yücel
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",öbür yanımız "otur" diyor."
Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif...
Denk olsa.Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür ya
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,Ama olsun...
İstemek de güzel.
Can Yücel
14 Nisan 2010 Çarşamba
1 kala..
Ortadasındayım.
Öylece oturuyorum.
İnsanlar kapılar alıp duruyor.
...
Birileri bunu çoktan kapattı.
Öylece oturuyorum.
İnsanlar kapılar alıp duruyor.
...
Birileri bunu çoktan kapattı.
11 Nisan 2010 Pazar
benim küçük mektuplarım: sayısını unuttuğum
Sevgili Blog,
Çok değil biraz eskiye gidelim.. Benim odamın içindeki küçük odanın kendini en işe yarar hissettiği zamanlara. Hatırlarsın aslında zira o zaman daha çok vakit geçirirdik. Senin yaşadığın zaman artıkça o zaman renkleri azalır oldu. Zorla değil hemen üzerine alınma. Gereklilikler değişiyor.
Aynı küçük siyah çubuklardan aldım kendime geçen gün. Bu standartlarda ışıkların en güzel olduğu yere gidiyorum. Odanın içinde bir oda değil orası biraz daha uzak ve biraz daha soğuk. O zamanları bu zamanlarda hatırlamak için aynı şarkıyı dinliyorum. Ama bu sefer olmadı. İyi bir şey mi bu anlamadım.
Sarışınlığını adlandırmayan insan bana bağımlı olduğumu söyledi. Beni bilirsin hemen kabul etmedim. "Hayır, hayır.." dedim ve başka cümleler kurdum şu an hatırlamadığım. Çünkü gerçek değillerdi. Sonra düşündüm hatta unutmamak için yazdım birkaç yere. Ama o insanın cümlelerini unutmuyorum. Yalnız kalınca bir daha düşünüyorum.
İşte satır aralarının arasındaki boşluğa geldik. O boşluğu dolduruyoruz beraber.
Bunu biliyorsun sevgili blog. Eğlenceli bir şarkı çalıyor. Bunu bir zamana taşımak için tutuyorum bir kenarda. Adı da var üstelik. Şarkıda bir çocuk var bir su ve bir de balık. Geçenlerde masama süs, insanlara huzur olsun diye bir balık almaya karar vermiştim.
Unutmayayım bunu.
Çok değil biraz eskiye gidelim.. Benim odamın içindeki küçük odanın kendini en işe yarar hissettiği zamanlara. Hatırlarsın aslında zira o zaman daha çok vakit geçirirdik. Senin yaşadığın zaman artıkça o zaman renkleri azalır oldu. Zorla değil hemen üzerine alınma. Gereklilikler değişiyor.
Aynı küçük siyah çubuklardan aldım kendime geçen gün. Bu standartlarda ışıkların en güzel olduğu yere gidiyorum. Odanın içinde bir oda değil orası biraz daha uzak ve biraz daha soğuk. O zamanları bu zamanlarda hatırlamak için aynı şarkıyı dinliyorum. Ama bu sefer olmadı. İyi bir şey mi bu anlamadım.
Sarışınlığını adlandırmayan insan bana bağımlı olduğumu söyledi. Beni bilirsin hemen kabul etmedim. "Hayır, hayır.." dedim ve başka cümleler kurdum şu an hatırlamadığım. Çünkü gerçek değillerdi. Sonra düşündüm hatta unutmamak için yazdım birkaç yere. Ama o insanın cümlelerini unutmuyorum. Yalnız kalınca bir daha düşünüyorum.
İşte satır aralarının arasındaki boşluğa geldik. O boşluğu dolduruyoruz beraber.
Bunu biliyorsun sevgili blog. Eğlenceli bir şarkı çalıyor. Bunu bir zamana taşımak için tutuyorum bir kenarda. Adı da var üstelik. Şarkıda bir çocuk var bir su ve bir de balık. Geçenlerde masama süs, insanlara huzur olsun diye bir balık almaya karar vermiştim.
Unutmayayım bunu.
önceki zamanlarının sonraki saatleri..
Ucu acılmış kalemler vardı biraz ötesinde; yaprak öldüren, içinde dünya döndüren. Çizgilerin renk verdiği oyunlar vardı ve karakterlere ait olan seslerin satırları. Her sesin farklı bir varlığı vardı, her varlığın farklı bir çizgisi.
Aynı sahnede dolanan seslerin hepsini yazmaya kalkınca bir daha kalktığı yeri bulamadı. Dolaştı durdu, gece adını verdiği şarkılar yazdı. Şarkıları hep başkalarına yazdı, hep seslere yazdı. Dolmayan bir defter vermişlerdi ona kimse okuyamasın diye..
Bitmeyen kitapları kimse okumazdı.
Aynı şarkı birden fazla sese yazılmazdı.
Ve oyunda sadece tek bir nota yoktu.
Oyunun adı yoktu.
Aynı sahnede dolanan seslerin hepsini yazmaya kalkınca bir daha kalktığı yeri bulamadı. Dolaştı durdu, gece adını verdiği şarkılar yazdı. Şarkıları hep başkalarına yazdı, hep seslere yazdı. Dolmayan bir defter vermişlerdi ona kimse okuyamasın diye..
Bitmeyen kitapları kimse okumazdı.
Aynı şarkı birden fazla sese yazılmazdı.
Ve oyunda sadece tek bir nota yoktu.
Oyunun adı yoktu.
Ben
..sahne istiyorum.
organik olan bir kimya değil..
..hatta dışına çıkılmayan sahneler istiyorum..
bana bir sahne alın.
organik olan bir kimya değil..
..hatta dışına çıkılmayan sahneler istiyorum..
bana bir sahne alın.
3 Nisan 2010 Cumartesi
30 Mart 2010 Salı
ö t e ...
önce sahiplendim.
sonra yaklaşan çizgili gölgeler.
sınırın ötesinde bildiğim bir şey yok.
her şey bu tarafta.
ötesi yok.
sonra yaklaşan çizgili gölgeler.
sınırın ötesinde bildiğim bir şey yok.
her şey bu tarafta.
ötesi yok.
29 Mart 2010 Pazartesi
24 Mart 2010 Çarşamba
Bir Basamak Çizgisi: Bir An Bir İnanç ve Bir Öz Problemi
Gün ortası..
Sonradan açılıp anlatmaya başlayan yağmur uzun zamandır aynı şeyleri söylüyordu. Bir süredir başımızda, varlığına alışmaktan korkar oldu insanlar. En azından ben. Yine sadece konuşurken yağmurla aramda benzerlikler bulabilmiştim. Ama benimkiler tuzluydu. O yüzden denizi yağmurdan daha çok severim. O da tuzludur ve tüm gözyaşlarını türeten bir mistizm içinde yaşar. Kirletilmemiştir çünkü gören olmamıştır henüz.
Bir ses durdu yanında..
-Yağmur fena yağıyor, istersen yukarıya kadar götüreyim seni.
İfadesiz bir sessizlik.
-Hava aniden soğudu.
-Bayağı kendini bilmez bir mevsim içerisindeyiz.
-Ayın dengesizliğindendir.
İsimlerle ilgilenmemek için elimizde birikmiş çok sayıda cümleler vardı. Uzadıkça silikleşen ve içinde noktalarını saklayan. Bizim yarattığımız bir küçüklüğün devleşen sahnesinde kendinden geçmiş bir iklim. Uzayıp giden gerçeklik tartışmaları ve birbiri üzerine yansıyan aynının yeniliğinde cümleler, şekil vermenin yaratıcığına dokundu. Yakınlığın inancıyla en uzakta duran başka bir göze tutundum ve utanmanın tüm sınırlarını yıkarak sadece kendimi düşünerek konuştum. Her zaman, içinde büyüyen yeni çocuklar doğurdu. Dupduru bir güzellik ve uzantısız bir muhtaciyet. İlk kez bu durum içinde kendini güzel buldu. Derinleştirdikçe anlamsızlaştırdığı isimler ve sıfatlar arasında en güzelini yaratmanın verdiği bir güçtü bu. Örgütlerin yasaklandığı bir zamanda yer üstünde nefes alan bir yer altı örgütü. Üyelerinin her biri farklı yerlerde duran aynı insanlar. Binlercesinin üşüştüğü çoğul bir teklik. Bağlılığa bağlı olan ve çözülmeyen. Kimsenin görmediği için isimlendiremediği renklerin saklı olduğu bir kare oda.
Küçük deney tüplerine koyduklarının üstüne adlarını yazıp bulabildiği en soğuk noktaya koydu onları. Bu şekilde kendilerini öldürmelerini engelleyecekti. İstediği zaman kullanmak için hazırlarken bayağı hızlı davranması gerekiyordu. Karelerin üstüne basarak koştu.
Gün ortasından sonra..
-Her gece sayıyorum. Her gece farklı çıkıyor. Nasıl iştir bu. Birileri sürekli bu ışıklarla oynuyor.
-Sayı saymayı bildiğine emin misin?
-Her gece saydığıma eminim. Bir de her gece aynı yerden bakarak sayıyorum. Belki de bu yüzdendir. Yer değiştiriyor olmasınlar.
-Ben o tarafa pek bakmıyorum. Ama bence yer değiştirmezler. Uzun zamandır buralara gelen giden olmadı. Yani en azından bizden sonra.
-Bu sabah da her sabah yaptığın şeylerimi yaptın?
-Sen bugün kendinde değilsin sanırım. Sabah ne demek? Buraya gelmeden önce bunları uzun uzadıya konuşmuştuk. İlk şartın yeniden başlamak olduğunu ve bu işin tüm yoklukları anlatmıştım sana. Işıklardan sonra şimdi de sabah diyorsun. Bence silkelenip kendine gel. Dinlenmeyen nadir odalardan birinde yaşıyoruz, bu ayrıcalığı kaybetmek istemezsin. Ayrıca yatağının yerini değiştirmeyi düşünüyorum. Her gecenin sonunda her ışıktan eskiyi yaratıyorsun. Üstünü sildiğin satırları hatırlayamazsın ve en kötüsü yanlış hatırlamaya çok yakınsın şu an.
-Burada oyalanabileceğim tek şey bu.
-Şikayet etmeye hakkın yok. Sana insanların hiçbir zaman davranamayacağı kadar dürüst davrandım. Bunu hayatının tek kurtuluşu olarak gördüğün günleri ne çabuk unuttun.
-Ama bu ışıklar bana geldiğimiz yeri hatırlatıyor.
-İşin en zor kısmına geldin. Bu sınırı geçtiğin zaman benim gibi o tarafa pek bakmayacaksın. Hala denenme aşamasındasın. Unutma benim kapımı çalan sendin. Biraz daha saymaya devam edersen şu zamana kadar kazandıklarını kaybedeksin. Başladığın noktaya dönmek isteyeceğini sanmıyorum. İlk zamanlar nefes almakta bile güçlük çekiyordun.
-Yaklaşan sesleri sen de duydun mu?
-Yatsan iyi olur. Onları ben hallederim. Işıklar yok. Unutma onlar buraya gerçekten ait olup olmadığını anlamak için çizilmiş şeyler. Bu kadar yavaş hareket edersen çuvallayacaksın. Ve zamanın olmadığı yerde çuvallarsan sadece tek bir seçeneğe kalırsın.
-Geldiler.
-Kapat gözlerini. Ayrıca sayı saymayı bildiğin yok. İlk unuttuğun şey o olmuştu.
Gece..
-(Kendi kendine): Çizilmiş olan camların içinden geçersem dışına çıkabilir miyim gecenin? Çizilmiş ışıklar gibi bu camlar da. Onu dinlesem mi? Buraya geldiğim ilk günden beri bunu yapıyorum. İlerleme kaynaklarımı sınırlandırmam gerek. Gözlerimi açmalıyım. Düşünmeyi bırakıp sadece saymalıyım. Yer değiştirdiklerine inanmak istiyorum.
Ellerini gözün içinde sakladı bir süre. Donarak yaklaşan bir yanlızlığın içinde tekrar aynı noktayı aradı. Bu onun aynı noktadan aynı noktaları saymaya çalışmak adını koyduğu gece yöntemiydi. Öteki uyumuştu. Sorumlularla konuşarak kendisine sakladığı tüm gücünü harcamıştı. İkna etmek değildi bu. Kullacağı kelimelerin izlediği yolu burada yaşlandığı yıllarda iyice öğrenmişti. Ayrıcalıklarını kaybetmemişlersdi ama odanın donanımlı bir göz hapsinde olacağı artık su götürmezdi.
Zaman yok olmuş gibi.
Gözlerinin küçük siyahlarına bir gümüş tel saplayıp, kaydırarak ilerletti onları. Camdan cama sallanan eski telefon tellerine benzediler. İçinde numaralar döndüren sokak adları.
Tellerin ucundaki gözlerin yaptığı tek şey gülmekti.
Sonradan açılıp anlatmaya başlayan yağmur uzun zamandır aynı şeyleri söylüyordu. Bir süredir başımızda, varlığına alışmaktan korkar oldu insanlar. En azından ben. Yine sadece konuşurken yağmurla aramda benzerlikler bulabilmiştim. Ama benimkiler tuzluydu. O yüzden denizi yağmurdan daha çok severim. O da tuzludur ve tüm gözyaşlarını türeten bir mistizm içinde yaşar. Kirletilmemiştir çünkü gören olmamıştır henüz.
Bir ses durdu yanında..
-Yağmur fena yağıyor, istersen yukarıya kadar götüreyim seni.
İfadesiz bir sessizlik.
-Hava aniden soğudu.
-Bayağı kendini bilmez bir mevsim içerisindeyiz.
-Ayın dengesizliğindendir.
İsimlerle ilgilenmemek için elimizde birikmiş çok sayıda cümleler vardı. Uzadıkça silikleşen ve içinde noktalarını saklayan. Bizim yarattığımız bir küçüklüğün devleşen sahnesinde kendinden geçmiş bir iklim. Uzayıp giden gerçeklik tartışmaları ve birbiri üzerine yansıyan aynının yeniliğinde cümleler, şekil vermenin yaratıcığına dokundu. Yakınlığın inancıyla en uzakta duran başka bir göze tutundum ve utanmanın tüm sınırlarını yıkarak sadece kendimi düşünerek konuştum. Her zaman, içinde büyüyen yeni çocuklar doğurdu. Dupduru bir güzellik ve uzantısız bir muhtaciyet. İlk kez bu durum içinde kendini güzel buldu. Derinleştirdikçe anlamsızlaştırdığı isimler ve sıfatlar arasında en güzelini yaratmanın verdiği bir güçtü bu. Örgütlerin yasaklandığı bir zamanda yer üstünde nefes alan bir yer altı örgütü. Üyelerinin her biri farklı yerlerde duran aynı insanlar. Binlercesinin üşüştüğü çoğul bir teklik. Bağlılığa bağlı olan ve çözülmeyen. Kimsenin görmediği için isimlendiremediği renklerin saklı olduğu bir kare oda.
Küçük deney tüplerine koyduklarının üstüne adlarını yazıp bulabildiği en soğuk noktaya koydu onları. Bu şekilde kendilerini öldürmelerini engelleyecekti. İstediği zaman kullanmak için hazırlarken bayağı hızlı davranması gerekiyordu. Karelerin üstüne basarak koştu.
Gün ortasından sonra..
-Her gece sayıyorum. Her gece farklı çıkıyor. Nasıl iştir bu. Birileri sürekli bu ışıklarla oynuyor.
-Sayı saymayı bildiğine emin misin?
-Her gece saydığıma eminim. Bir de her gece aynı yerden bakarak sayıyorum. Belki de bu yüzdendir. Yer değiştiriyor olmasınlar.
-Ben o tarafa pek bakmıyorum. Ama bence yer değiştirmezler. Uzun zamandır buralara gelen giden olmadı. Yani en azından bizden sonra.
-Bu sabah da her sabah yaptığın şeylerimi yaptın?
-Sen bugün kendinde değilsin sanırım. Sabah ne demek? Buraya gelmeden önce bunları uzun uzadıya konuşmuştuk. İlk şartın yeniden başlamak olduğunu ve bu işin tüm yoklukları anlatmıştım sana. Işıklardan sonra şimdi de sabah diyorsun. Bence silkelenip kendine gel. Dinlenmeyen nadir odalardan birinde yaşıyoruz, bu ayrıcalığı kaybetmek istemezsin. Ayrıca yatağının yerini değiştirmeyi düşünüyorum. Her gecenin sonunda her ışıktan eskiyi yaratıyorsun. Üstünü sildiğin satırları hatırlayamazsın ve en kötüsü yanlış hatırlamaya çok yakınsın şu an.
-Burada oyalanabileceğim tek şey bu.
-Şikayet etmeye hakkın yok. Sana insanların hiçbir zaman davranamayacağı kadar dürüst davrandım. Bunu hayatının tek kurtuluşu olarak gördüğün günleri ne çabuk unuttun.
-Ama bu ışıklar bana geldiğimiz yeri hatırlatıyor.
-İşin en zor kısmına geldin. Bu sınırı geçtiğin zaman benim gibi o tarafa pek bakmayacaksın. Hala denenme aşamasındasın. Unutma benim kapımı çalan sendin. Biraz daha saymaya devam edersen şu zamana kadar kazandıklarını kaybedeksin. Başladığın noktaya dönmek isteyeceğini sanmıyorum. İlk zamanlar nefes almakta bile güçlük çekiyordun.
-Yaklaşan sesleri sen de duydun mu?
-Yatsan iyi olur. Onları ben hallederim. Işıklar yok. Unutma onlar buraya gerçekten ait olup olmadığını anlamak için çizilmiş şeyler. Bu kadar yavaş hareket edersen çuvallayacaksın. Ve zamanın olmadığı yerde çuvallarsan sadece tek bir seçeneğe kalırsın.
-Geldiler.
-Kapat gözlerini. Ayrıca sayı saymayı bildiğin yok. İlk unuttuğun şey o olmuştu.
Gece..
-(Kendi kendine): Çizilmiş olan camların içinden geçersem dışına çıkabilir miyim gecenin? Çizilmiş ışıklar gibi bu camlar da. Onu dinlesem mi? Buraya geldiğim ilk günden beri bunu yapıyorum. İlerleme kaynaklarımı sınırlandırmam gerek. Gözlerimi açmalıyım. Düşünmeyi bırakıp sadece saymalıyım. Yer değiştirdiklerine inanmak istiyorum.
Ellerini gözün içinde sakladı bir süre. Donarak yaklaşan bir yanlızlığın içinde tekrar aynı noktayı aradı. Bu onun aynı noktadan aynı noktaları saymaya çalışmak adını koyduğu gece yöntemiydi. Öteki uyumuştu. Sorumlularla konuşarak kendisine sakladığı tüm gücünü harcamıştı. İkna etmek değildi bu. Kullacağı kelimelerin izlediği yolu burada yaşlandığı yıllarda iyice öğrenmişti. Ayrıcalıklarını kaybetmemişlersdi ama odanın donanımlı bir göz hapsinde olacağı artık su götürmezdi.
Zaman yok olmuş gibi.
Gözlerinin küçük siyahlarına bir gümüş tel saplayıp, kaydırarak ilerletti onları. Camdan cama sallanan eski telefon tellerine benzediler. İçinde numaralar döndüren sokak adları.
Tellerin ucundaki gözlerin yaptığı tek şey gülmekti.
21 Mart 2010 Pazar
16 Mart 2010 Salı
12 Mart 2010 Cuma
Özdemir Asaf
geleceğim, bekle dedi, gitti
ben beklemedim,
o da gelmedi
ölüm gibi bir şey oldu.
ama kimse ölmedi..
ben beklemedim,
o da gelmedi
ölüm gibi bir şey oldu.
ama kimse ölmedi..
5 Mart 2010 Cuma
Sahibini arayan mektuplar..
Sevgili blog,
Bu geceyi bekle.. BiraZ eskize yolculuk yapalım. Ayrıca bayağı kalın kafalısın.
Öperim ..
Bu geceyi bekle.. BiraZ eskize yolculuk yapalım. Ayrıca bayağı kalın kafalısın.
Öperim ..
2 Mart 2010 Salı
bir nota..
Adam durdurdu onu. Duymak için çırpındığı, en ağır cümleleri söyledi:
"Asıl problemin ne olduğunu biliyorsun. Kendini asla kandıramazsın. Kabullensen iyi olur. Öldürmezsen yaşayamazsın."
Cümleler geçerken zaman geçmemişti. İnsanlar her zaman o saatte ne yapıyorlarsa yine aynı şeyleri yapıyorlardı. İnsanlar yaşıyorlardı.
Zaman ilerlemeye başladığında kendine neyin değiştiğini sordu.
Yağmur yağıyordu.
"Asıl problemin ne olduğunu biliyorsun. Kendini asla kandıramazsın. Kabullensen iyi olur. Öldürmezsen yaşayamazsın."
Cümleler geçerken zaman geçmemişti. İnsanlar her zaman o saatte ne yapıyorlarsa yine aynı şeyleri yapıyorlardı. İnsanlar yaşıyorlardı.
Zaman ilerlemeye başladığında kendine neyin değiştiğini sordu.
Yağmur yağıyordu.
eskiye göndermeler..
Tarçın..
Tatlı ve acının tam ortasında,
Her bir tanesinin sesini duymakla biten..
Bir anlam bulmaca sorusu çözerken ilk gençlik yıllarımın kurtarıcı tarçını geldi aklıma. Akşamüstü sabahlarında yastığımın kenarında beliren tarçın ve hatırlanmayacak kadar güzel geçen zamanlar. Birbirinden kopmuş iki zaman arasında hiçbir fark olmaması ne kötü. Dünyanın her hareketiyle aynı cisme farklı anlamlar yüklemek ve gerçekten olabildiğince uzağa düşmek.
Keşke o gün yüzyıllık taşın üzerinden bırakmamış olsaydım taneleri, keşke deniz tuzlarından bir farkı olsaydı şu an..
Bir daha ihtiyacım olmayacağını düşünerek ne yaptığımı zannediyordum ki?
Tatlı ve acının tam ortasında,
Her bir tanesinin sesini duymakla biten..
Bir anlam bulmaca sorusu çözerken ilk gençlik yıllarımın kurtarıcı tarçını geldi aklıma. Akşamüstü sabahlarında yastığımın kenarında beliren tarçın ve hatırlanmayacak kadar güzel geçen zamanlar. Birbirinden kopmuş iki zaman arasında hiçbir fark olmaması ne kötü. Dünyanın her hareketiyle aynı cisme farklı anlamlar yüklemek ve gerçekten olabildiğince uzağa düşmek.
Keşke o gün yüzyıllık taşın üzerinden bırakmamış olsaydım taneleri, keşke deniz tuzlarından bir farkı olsaydı şu an..
Bir daha ihtiyacım olmayacağını düşünerek ne yaptığımı zannediyordum ki?
20 Şubat 2010 Cumartesi
işten dönen yara..
Kocaman bir boşluğun içindeki güpegündüz arayışlardan birini aldı ve sanki onunmuş gibi sahiplendi. İçine açıp bakmaya vakit bulmadı, dahası vakitleri düşünmeyi çoktan bırakmıştı. Onun için yapılacaklar bırakmaktan ibaretti ve başlangıçlar da bırakınca canlanırdı. Bir zamanlar başlangıçların hafifliğine inanırdı. İsterseniz kendini kandırmak deyin buna ya da uygun kılıflara güzel renkler seçmek.. Tanımları da bıraktığı için bir daha yüzünüze bakmayacak..
Uzatmak vardı. İnandıkça kollarının daha da ileriyi gördüğünü düşünmek hayal gücüydü. Öyle keskin ve gerçekliği acıtan çizgiler vardı ki her şey aynı uzunluktaydı. Cisimleri değiştiremediği gibi yer değiştirmede de başarılı değildi. Güzel yerler gördü. Güzel maviler.. Gökle denizin karıştığı yerde ince çizgilerde yürümek ona özgürlüğü çağrıştırırdı. Etrafındaki düşeceğinden korkan insanları çok sevdi. Medet ummak fiilini canlandırdı bir zamanlar.
Dolan krediler vardı. İnsan bir şeyi bir defa yapar. Çünkü diğerlerini kimseyle paylaşmaz. Paylaşmak istemez.
Avuçlarını sıkınca onları yok edebileceğine inandı, inandıkça yeniden aynı şekilleri çizmeye başladı.
Biliyordu ama inanmıyordu. Bir yerlerde kaybettiği şeyleri bulmaktansa yerine yenileri koymaya çalıştı.
Sorun şu ki; o hala yaşıyor..
Uzatmak vardı. İnandıkça kollarının daha da ileriyi gördüğünü düşünmek hayal gücüydü. Öyle keskin ve gerçekliği acıtan çizgiler vardı ki her şey aynı uzunluktaydı. Cisimleri değiştiremediği gibi yer değiştirmede de başarılı değildi. Güzel yerler gördü. Güzel maviler.. Gökle denizin karıştığı yerde ince çizgilerde yürümek ona özgürlüğü çağrıştırırdı. Etrafındaki düşeceğinden korkan insanları çok sevdi. Medet ummak fiilini canlandırdı bir zamanlar.
Dolan krediler vardı. İnsan bir şeyi bir defa yapar. Çünkü diğerlerini kimseyle paylaşmaz. Paylaşmak istemez.
Avuçlarını sıkınca onları yok edebileceğine inandı, inandıkça yeniden aynı şekilleri çizmeye başladı.
Biliyordu ama inanmıyordu. Bir yerlerde kaybettiği şeyleri bulmaktansa yerine yenileri koymaya çalıştı.
Sorun şu ki; o hala yaşıyor..
19 Şubat 2010 Cuma
Ş nin yanılgısı
asmışlar sallanıyor.
ucu denize sarkıyor.
başı sıkışmış, çıkmıyor.
tamamen düşemiyor.
oysa suyun altında hissediyor sadece..
ben bugün bir kutsallığı darmadağın ettim.
beni affet.
ucu denize sarkıyor.
başı sıkışmış, çıkmıyor.
tamamen düşemiyor.
oysa suyun altında hissediyor sadece..
ben bugün bir kutsallığı darmadağın ettim.
beni affet.
13 Şubat 2010 Cumartesi
7 Şubat 2010 Pazar
Alkolün Fiziksel ve Ruhsal Etkileri
Fiziksel: Alkol vücuda giriş yapar, karaciğerde tam parçalanamaz, bir kısmı su olur idrar olarak atılır. Kalanlar kana karışır. Kana karışan alkol, sinir hücrelerinin arasındaki sinapsis boşluğuna dolar. İmpulsların atlaması için aksondan dendirite salgılanan nörotransmitter maddeler, sinapsis boşluğundaki alkol yüzünden salgılanamaz ve impuls aktarımı yavaşlar. İmpuls iletimi yavaşlayan bedende kontrol kaybı olur. Kısaca sarhoş olunur.
Ruhsal: Alkol doldukça vücuda, ne için içiliyorsa, keyifse keyif, kederse keder, artış gösterir.. Önce hafiften hissizleşmeye başlar beden, ruh kafesinden ayrılmaktadır çünkü.. İçtikçe ruhun bedeni sarar, daha çok içesin gelir.. Ruh serbest kaldı mı, hele bir de bedeni sardı mı, ne varsa içinde çıkar ortaya.. Dökülür o ağzından birer birer.. Kadehi tokuşturduğun kişiler de senle aynı durumdadır.. Karışır ruhlar birbirine.. İnsan insanı en iyi tatilde tanır derler.. Bence tamamen yalandan ibarettir bu deyiş.. Bence insan insanı, ruhlarını serbest bırakabildiği bir rakı sofrasında tanır..
Ruhsal: Alkol doldukça vücuda, ne için içiliyorsa, keyifse keyif, kederse keder, artış gösterir.. Önce hafiften hissizleşmeye başlar beden, ruh kafesinden ayrılmaktadır çünkü.. İçtikçe ruhun bedeni sarar, daha çok içesin gelir.. Ruh serbest kaldı mı, hele bir de bedeni sardı mı, ne varsa içinde çıkar ortaya.. Dökülür o ağzından birer birer.. Kadehi tokuşturduğun kişiler de senle aynı durumdadır.. Karışır ruhlar birbirine.. İnsan insanı en iyi tatilde tanır derler.. Bence tamamen yalandan ibarettir bu deyiş.. Bence insan insanı, ruhlarını serbest bırakabildiği bir rakı sofrasında tanır..
27 Ocak 2010 Çarşamba
26 Ocak 2010 Salı
23 Ocak 2010 Cumartesi
Fark
Bir ince çatlağı var duvarın
İçinde yosun tutan düğümlenmiş çatlakları var.
Renklerine aldanılan örtülerin
Etrafında konuşlanan çizgiler.
İnce bir zaman parçasında
Örtüleri kesen çizgiler..
__
Küçük bir nokta
Beyaz gök.
Gizli bir oyun.
Kuralları darmadağın edilmiş.
Buz tutmuş.
Sarkıyor.
Yarın eriyecek dediler
İnanmadım.
İçinde yosun tutan düğümlenmiş çatlakları var.
Renklerine aldanılan örtülerin
Etrafında konuşlanan çizgiler.
İnce bir zaman parçasında
Örtüleri kesen çizgiler..
__
Küçük bir nokta
Beyaz gök.
Gizli bir oyun.
Kuralları darmadağın edilmiş.
Buz tutmuş.
Sarkıyor.
Yarın eriyecek dediler
İnanmadım.
Dama
Sıçrayıp sıçrayıp düşmeyi beceremeyen
Bir dama masası,
Birbirinin aynısı taşlar..
Yüzü yanıyor.
Bir koca el
Yarıyor ortalığı..
Birbirinin aynısı taşlar birbirinin aynısı karelerde oynayıp duruyor.
Değişim için gösterilen çaba ziyan oluyor.
Taşlar yerinden oynamıyor bir daha.
Taşlar kuruyor.
Bir dama masası,
Birbirinin aynısı taşlar..
Yüzü yanıyor.
Bir koca el
Yarıyor ortalığı..
Birbirinin aynısı taşlar birbirinin aynısı karelerde oynayıp duruyor.
Değişim için gösterilen çaba ziyan oluyor.
Taşlar yerinden oynamıyor bir daha.
Taşlar kuruyor.
22 Ocak 2010 Cuma
16 Ocak 2010 Cumartesi
en sevdiğim çorba..
ince, siyah, ışık oyunlarına karıştığından yerli yersiz görebildiğimiz bir şerit varmış.
önce kullanmayı bildiğiniz tekerleklerinizin olması lazım. evet küçük çemberler.. ben de pek severim bilir misin.. ?
yaşasın oyuncak bebeklerin saçlarını kesip suluboyayla siyaha boyamak..
ben yaptım, ordan biliyorum.
önce kullanmayı bildiğiniz tekerleklerinizin olması lazım. evet küçük çemberler.. ben de pek severim bilir misin.. ?
yaşasın oyuncak bebeklerin saçlarını kesip suluboyayla siyaha boyamak..
ben yaptım, ordan biliyorum.
15 Ocak 2010 Cuma
Yapacak başka işim yok sanki.
Mayamızda şiir varsa,
O bir toz bulutudur.
Bir gün dağılacak,
Durulacak gök..
O bir toz bulutudur.
Bir gün dağılacak,
Durulacak gök..
9 Ocak 2010 Cumartesi
Eşik değeri..
Sevgili blog,
Ben bunu bazen yaparım biliyor musun? Böyle mutlu mu desem huzurlu mu desem rahat mı desem.. Neyse tanımlara fazla takılmayalım. Evet çok kitap okuyoruz, çocukluktan beri en başarılı olduğumuz nokta konuşmak, bacak kadarken insanların ağzını cümle uzunluklarıyla açık bırakmak da pek keyif aldığımız çocukluk oyunlarından.. Ama gel gör ki bir işe yaradı mı? Böyle kalırsın işte dımdızlak haha..
Bazen yaparım dediydim.. Aslında bugün gerekli düzeneği kuramadım. Sevgili asi ergen kardeşim uyuyor odada olmaz ki.. Onca ışık, müzik, dekor düzeneği.. Ona da yazık günah.. Hem şşştt bu bizim sırrımız sevgili blog. Odamızın diğer yüzünü ne diye paylaşalım değil mi? O yüzden oturma odasına taşındım. Ben bu evi seviyorum. Fazla fonksiyonel. Caaanım mutfağımın caanım penceresi.. Karşıdaki apartmanın adını duysan aklın şaşar. Gerçi tanımlara takılmıyorduk.. Özellikle de sözlükte pek yeri olmayan, kendi koyduğumuz tanımlara.. Yalan dolan ama çok seviyorsun öyle değil mi? Bir yerlerde sevimli ajandalar gördün mü alıkoyamıyorsun kendini.. Hatta manyak gibi cep telefonundan önce atıyorsun çantana.. Bir de bazı cümlelerin yok mu, ne salak bir insan olduğunu düşündürüyor sana ama seviyorsun.. Yalnız başına dolaşmayı sevdiğin kadar.. Böyle sürekli konuşuyorsun.. Bir de içinden konuşunca birbiri üstüne binen cümlelerin komedisi de dışarıya yansımıyor. İnsanlar seni ciddi ve soğuk olarak görüyor dışardan. Komik oluyor.
Aptal kış. Hava 6 dan sonra aydınlanmaya başlayacak ve ben bu yerden bir süre daha uzak kalmak zorundayım. Seçilmiş numarası yapan mecburiyetler yüzünden.. Aman yok yok hemen "aa yine mi be kızım sen de aynı yerde dönüp duruyorsun" bakışı atma bana.. Ne demiş şarkı üstadı fransız "Geç bunları...".. Ben geçtim evet. Böyle yeni planlarım var ya hani yine muhteşem sözler verdim kendime ve zamanını bekliyorum ya o da ayrı bir komedi..
Tanım yapmak istemediğim bir dönem geçirdim. Çoğu şeyi bilmediğimden zor demek istemiyorum. Evet yüksek dalga boyunda götürüleri oldu ama ne kadar dikbaşlıysam artık hiçbir şeyden pişman olmadığım gibi bundan da pişman değilim. Yılın en sevdiğim mevsimine mal olsa bile. Hem o zaman her şey fazla aydınlık ve sıcak ve hafif.
İnsan bir şeye kilitlenmeye görsün, bayağı bir aptallaşıyor sevgili blog. Saplanıp kalıyor. Hafıza dediğimiz şey de fazla numaracı. Şu an durduğun yerden bakmak kolay tabi budala. Marifet bu değil ki?
Yarın Çengelköy'e gitmek istiyorum. Gerçekten ders çalışmak için vallaha. Sen de gelsene evet evet sen de gelmelisin..
Ben bu şarkıları yıllardır dinliyorum ama hiç sıkılmıyorum. Zaten öyle bir lüksleri yok. Senin de yok maalesef. Mahkum oldun haha..
Öpüyorum gözlerinden.. Yarın hava biraz da olsa güneşli olursa Çenkelköy Beylerbeyi taraflarında görüşürüz..
Ben bunu bazen yaparım biliyor musun? Böyle mutlu mu desem huzurlu mu desem rahat mı desem.. Neyse tanımlara fazla takılmayalım. Evet çok kitap okuyoruz, çocukluktan beri en başarılı olduğumuz nokta konuşmak, bacak kadarken insanların ağzını cümle uzunluklarıyla açık bırakmak da pek keyif aldığımız çocukluk oyunlarından.. Ama gel gör ki bir işe yaradı mı? Böyle kalırsın işte dımdızlak haha..
Bazen yaparım dediydim.. Aslında bugün gerekli düzeneği kuramadım. Sevgili asi ergen kardeşim uyuyor odada olmaz ki.. Onca ışık, müzik, dekor düzeneği.. Ona da yazık günah.. Hem şşştt bu bizim sırrımız sevgili blog. Odamızın diğer yüzünü ne diye paylaşalım değil mi? O yüzden oturma odasına taşındım. Ben bu evi seviyorum. Fazla fonksiyonel. Caaanım mutfağımın caanım penceresi.. Karşıdaki apartmanın adını duysan aklın şaşar. Gerçi tanımlara takılmıyorduk.. Özellikle de sözlükte pek yeri olmayan, kendi koyduğumuz tanımlara.. Yalan dolan ama çok seviyorsun öyle değil mi? Bir yerlerde sevimli ajandalar gördün mü alıkoyamıyorsun kendini.. Hatta manyak gibi cep telefonundan önce atıyorsun çantana.. Bir de bazı cümlelerin yok mu, ne salak bir insan olduğunu düşündürüyor sana ama seviyorsun.. Yalnız başına dolaşmayı sevdiğin kadar.. Böyle sürekli konuşuyorsun.. Bir de içinden konuşunca birbiri üstüne binen cümlelerin komedisi de dışarıya yansımıyor. İnsanlar seni ciddi ve soğuk olarak görüyor dışardan. Komik oluyor.
Aptal kış. Hava 6 dan sonra aydınlanmaya başlayacak ve ben bu yerden bir süre daha uzak kalmak zorundayım. Seçilmiş numarası yapan mecburiyetler yüzünden.. Aman yok yok hemen "aa yine mi be kızım sen de aynı yerde dönüp duruyorsun" bakışı atma bana.. Ne demiş şarkı üstadı fransız "Geç bunları...".. Ben geçtim evet. Böyle yeni planlarım var ya hani yine muhteşem sözler verdim kendime ve zamanını bekliyorum ya o da ayrı bir komedi..
Tanım yapmak istemediğim bir dönem geçirdim. Çoğu şeyi bilmediğimden zor demek istemiyorum. Evet yüksek dalga boyunda götürüleri oldu ama ne kadar dikbaşlıysam artık hiçbir şeyden pişman olmadığım gibi bundan da pişman değilim. Yılın en sevdiğim mevsimine mal olsa bile. Hem o zaman her şey fazla aydınlık ve sıcak ve hafif.
İnsan bir şeye kilitlenmeye görsün, bayağı bir aptallaşıyor sevgili blog. Saplanıp kalıyor. Hafıza dediğimiz şey de fazla numaracı. Şu an durduğun yerden bakmak kolay tabi budala. Marifet bu değil ki?
Yarın Çengelköy'e gitmek istiyorum. Gerçekten ders çalışmak için vallaha. Sen de gelsene evet evet sen de gelmelisin..
Ben bu şarkıları yıllardır dinliyorum ama hiç sıkılmıyorum. Zaten öyle bir lüksleri yok. Senin de yok maalesef. Mahkum oldun haha..
Öpüyorum gözlerinden.. Yarın hava biraz da olsa güneşli olursa Çenkelköy Beylerbeyi taraflarında görüşürüz..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
