30 Ağustos 2009 Pazar
Eksiksiz bir sabah
Bu sabah rüyalarla gerçekler birbirine karışmış gibiydi. Öyle ki gördüğüm rüyalardan beş tanesini eksiksiz hatırlıyorum ve zaman zaman uyuduğum yatağın farkında olarak odamı rüyaya karışmış bir şekilde algılıyordum. Tamamen uyandığımda ise çok daha mutsuz olmam gerektiğini düşünmeme rağmen çok keyifliydim. Rüya ile gerçek kırılmıştı. Kırılan bir ayna yansımasına sığınmış küçük hikayelerim sadece rüyaydı ve hayat başlamıştı.
29 Ağustos 2009 Cumartesi
incirler..
Çocukların elleri bilgisayarlar tarafından mahkum edilmişken, sonyazın incirlerine dalmak benim için kaçınılmazdı.
28 Ağustos 2009 Cuma
Mavi..
Mavi bizi çağırıyor.
Kilometreler de..
Yıllardır yanan bir çift ateş ona gitmemizi bekliyor ve biz gidiyoruz.
Kilometreler de..
Yıllardır yanan bir çift ateş ona gitmemizi bekliyor ve biz gidiyoruz.
Soru
"Herkes nerde? Sen nerdesin?"
"Ne konuşuyorsun yine kendi kendine? Yoksa yine şarkı mı söylüyorsun.."
"Hiiiç. Sadece bir soru sordum."
"Ne konuşuyorsun yine kendi kendine? Yoksa yine şarkı mı söylüyorsun.."
"Hiiiç. Sadece bir soru sordum."
Krallıklar...
İkilemelerin krallığı..
Yalnız ikilemeler.
Daha hızlı, daha hızlı.. Evet yapabilirsiniz, başarabilirsiniz...
Eriyen şeritler..
Boğulan yüzler..
Daha hızlı, daha hızlı... Daha soğuk, daha canlı, daha sıcak..
Buzlar kırılıyor...
Amaçsız gülücükler saçan kız,
Ayakların yere basıyor mu?
Ayakların var mı?
Gitmek için güzel bir gün.
Ölmek için güzel bir gün.
Sakın ağlama anne.
Anne sakın bakma benim suratıma.. Benim bir suratım yok. Senin de bir kızın..
Göç krallığı.. Kaçanları besleyen sular..
Neden olmuyor? Gözyaşları neden bana cephe almış? Halbuki ikimizde aynı taraftayız. Rüzgarın tarafında..
Saçlarımız uçuşuyor..
Yalnız ikilemeler.
Daha hızlı, daha hızlı.. Evet yapabilirsiniz, başarabilirsiniz...
Eriyen şeritler..
Boğulan yüzler..
Daha hızlı, daha hızlı... Daha soğuk, daha canlı, daha sıcak..
Buzlar kırılıyor...
Amaçsız gülücükler saçan kız,
Ayakların yere basıyor mu?
Ayakların var mı?
Gitmek için güzel bir gün.
Ölmek için güzel bir gün.
Sakın ağlama anne.
Anne sakın bakma benim suratıma.. Benim bir suratım yok. Senin de bir kızın..
Göç krallığı.. Kaçanları besleyen sular..
Neden olmuyor? Gözyaşları neden bana cephe almış? Halbuki ikimizde aynı taraftayız. Rüzgarın tarafında..
Saçlarımız uçuşuyor..
Aynı geçen zamanlar.
Birbirini kovalayan biralar, sigaralar...
Bana ayrılan bir yolda yürüyorum. Tanıdıklar görüyorum. Siyah-beyaz ve uzak tanıdıklar. Eskide kalmış aşklar ve renkler. Ve hep aynı şeyleri yazdığımı farkediyorum.
Aynı zamanlar, aynı tatlar.
Sizinle büyüdüğümü zannetmişim.
Herkes panik içinde, bir yerlere yetişiyorken, kafam dumanlıyken, hayat dumanlıyken kelimeler daha güzel akıyor. Daha güzel, daha mutlu. Ben daha mutlu. Sen hep aynı. Benim seni düşündüğüm kadar.
Kafasında delik açılmış, gülüşü darmadağın edilmiş insanlar. Hepiniz duymalısınız çığlıklarınızı. Hepiniz için ölmek daha iyi.
Birbirini kovalayan biralar, sigaralar...
Bana ayrılan bir yolda yürüyorum. Tanıdıklar görüyorum. Siyah-beyaz ve uzak tanıdıklar. Eskide kalmış aşklar ve renkler. Ve hep aynı şeyleri yazdığımı farkediyorum.
Aynı zamanlar, aynı tatlar.
Sizinle büyüdüğümü zannetmişim.
Herkes panik içinde, bir yerlere yetişiyorken, kafam dumanlıyken, hayat dumanlıyken kelimeler daha güzel akıyor. Daha güzel, daha mutlu. Ben daha mutlu. Sen hep aynı. Benim seni düşündüğüm kadar.
Kafasında delik açılmış, gülüşü darmadağın edilmiş insanlar. Hepiniz duymalısınız çığlıklarınızı. Hepiniz için ölmek daha iyi.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Better off dead
I'm sorry about the sun,
how could I know that you would burn?,
and I'm sorry about the moon,
how could I know that you'd disapprove,
and I'll never make the same mistake,
so next time I create the universe
I'll make sure we communicate at length, oh yeah,
but until then... you're better off dead,
a smile on the lips and a hole in the head,
better off dead, it's better than this,
take it away cuz there's nothing to miss,
I'm sorry about the world,
how could I know you'd take it so bad?,
and I'll never make the same mistake,
so if you're looking for a fantasy why not try the entire human race?,
just to play it safe,
until then... better off dead,
a smile on the lips and a hole in the head,
better off dead, better than this,
take it away cuz there's nothing to miss,
Better off dead, better off dead,
why don't you try pushing daisies instead?,
Better off dead, better off dead,
a smile on the lips and a hole in the head,
and I'll never make the same mistake,
the next time I create the universe
I'll make sure you participate, oh yeah,
and I'll never make the same mistake,
the next time I create the universe
I'll make sure we communicate at length,
just in case
how could I know that you would burn?,
and I'm sorry about the moon,
how could I know that you'd disapprove,
and I'll never make the same mistake,
so next time I create the universe
I'll make sure we communicate at length, oh yeah,
but until then... you're better off dead,
a smile on the lips and a hole in the head,
better off dead, it's better than this,
take it away cuz there's nothing to miss,
I'm sorry about the world,
how could I know you'd take it so bad?,
and I'll never make the same mistake,
so if you're looking for a fantasy why not try the entire human race?,
just to play it safe,
until then... better off dead,
a smile on the lips and a hole in the head,
better off dead, better than this,
take it away cuz there's nothing to miss,
Better off dead, better off dead,
why don't you try pushing daisies instead?,
Better off dead, better off dead,
a smile on the lips and a hole in the head,
and I'll never make the same mistake,
the next time I create the universe
I'll make sure you participate, oh yeah,
and I'll never make the same mistake,
the next time I create the universe
I'll make sure we communicate at length,
just in case
Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali
İnsanlar birbirlerinden hiçbir şey anlamayan insanlar, beni buradan da kaçırıyorlardı.
...benim cesaretim var. Resim yapmak ve insanlar hakkındaki hükümlerimi bunlara aksettirmek istiyorum ve belki biraz da muvaffak oluyorum... Fakat bu da boş... Kendilerini istihfaf ettiğim insanların bunu anlamasına imkan yok, anlayabilecek olanlar ise, zaten istihfafa layık olmayanlar. Şu halde bütün sanatlar gibi resim de muhatapsız, yani asıl kastettiklerine hitap etmekten aciz... Buna rağmen dünyada ciddiye aldığım yegâne iş budur...
Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.
Benim beklediğim aşk başka. O bütün mantıkların dışında, tarifi imkânsız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek.
...ruhuma meydan veriyordum; ama hep bu ana noktaya dokunmamak şartıyla.
Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla bağlanabilirmiş.
...benim cesaretim var. Resim yapmak ve insanlar hakkındaki hükümlerimi bunlara aksettirmek istiyorum ve belki biraz da muvaffak oluyorum... Fakat bu da boş... Kendilerini istihfaf ettiğim insanların bunu anlamasına imkan yok, anlayabilecek olanlar ise, zaten istihfafa layık olmayanlar. Şu halde bütün sanatlar gibi resim de muhatapsız, yani asıl kastettiklerine hitap etmekten aciz... Buna rağmen dünyada ciddiye aldığım yegâne iş budur...
Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.
Benim beklediğim aşk başka. O bütün mantıkların dışında, tarifi imkânsız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek.
...ruhuma meydan veriyordum; ama hep bu ana noktaya dokunmamak şartıyla.
Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla bağlanabilirmiş.
Bir şey 2...
İnsan her şeyi görür ama anlamaz.
Kendini akıllı zanneden insanlara misafirperver bir tavırla yaklaşıyorsan, bu zaten bildiğin bir şeyden emin olmak istemenden kaynaklanıyor. Kendini akıllı zanneden insanlar sana davetkar bir tavırla yaklaşıyorlarsa, bu bilmedikleri bir şeyi tanıyabileceklerini düşünerek kendilerini akıllı zannetmek istemelerinden kaynaklanıyor.
Ben sadece gördüğümü söylüyorum. Satır araları olmadan oyunun ne anlamı kalır ki?!
Kendini akıllı zanneden insanlara misafirperver bir tavırla yaklaşıyorsan, bu zaten bildiğin bir şeyden emin olmak istemenden kaynaklanıyor. Kendini akıllı zanneden insanlar sana davetkar bir tavırla yaklaşıyorlarsa, bu bilmedikleri bir şeyi tanıyabileceklerini düşünerek kendilerini akıllı zannetmek istemelerinden kaynaklanıyor.
Ben sadece gördüğümü söylüyorum. Satır araları olmadan oyunun ne anlamı kalır ki?!
Bir şey...
İnsan düşünemeyen bir varlıktır..
İnsan her şeyi ve herkesi unutur..
Verilmiş olan değer doğrultusunda unutma süreci az sancılı, sancılı veya katlanılmaz olabilir.
Ama insan her şeyi ve herkesi unutur.
İnsan her şeyi ve herkesi unutur..
Verilmiş olan değer doğrultusunda unutma süreci az sancılı, sancılı veya katlanılmaz olabilir.
Ama insan her şeyi ve herkesi unutur.
23 Ağustos 2009 Pazar
Kırmızı gümüş
Bir kan damlası düştü gümüşün yüzüne..
Kararmaya başladı. Gümüşü söndürmeye..
Kendi sözlerini söylemek, kendi rengini gümüşe verebilmek için isyana başladı.
Bir zaman geçti.
Ne gümüş gümüştü.
Ne kan damlası kırmızı..
Kararmaya başladı. Gümüşü söndürmeye..
Kendi sözlerini söylemek, kendi rengini gümüşe verebilmek için isyana başladı.
Bir zaman geçti.
Ne gümüş gümüştü.
Ne kan damlası kırmızı..
17 Ağustos 2009 Pazartesi
Nar'dan Taneler
Nar der ki:
Kişi a'nın en gizli dertlerini, sıkıntılarını ya da mutluluklarını kişi b'ye anlatması, ileride zayıf noktalarının bilinmesini sosyal anlamda bir tehdit unsuru olarak görebilecek olan kişi a'nın, a ve b arkadaşlığını bitirmeye yelteneceği anlamına gelebilir. Bu da gerçek dostlukların sadece aynı anda birbirlerine ve kendilerine güvenleri sağlam olan kişiler arasında olabileceği anlamına gelir. Heleki bir de anlatılanlar karşısında bir beklenti ummuyorsa a kişisi bu, onun çok iyi bir arkadaş olduğunun daha da bir göstergesidir. Asla kaybedilmemelidir. Çok kıymetlidir...
Kişi a'nın en gizli dertlerini, sıkıntılarını ya da mutluluklarını kişi b'ye anlatması, ileride zayıf noktalarının bilinmesini sosyal anlamda bir tehdit unsuru olarak görebilecek olan kişi a'nın, a ve b arkadaşlığını bitirmeye yelteneceği anlamına gelebilir. Bu da gerçek dostlukların sadece aynı anda birbirlerine ve kendilerine güvenleri sağlam olan kişiler arasında olabileceği anlamına gelir. Heleki bir de anlatılanlar karşısında bir beklenti ummuyorsa a kişisi bu, onun çok iyi bir arkadaş olduğunun daha da bir göstergesidir. Asla kaybedilmemelidir. Çok kıymetlidir...
16 Ağustos 2009 Pazar
Birgün
Bırak Z.. Bırak zehir aksın bütün hücrelerine. Unuttuklarına, terk ettiklerine ve sattıklarına gitsin.
Bir şarkının yavaşça bitmesi gibiydi. Bir anda bitmedi..
Artık yeni bir güne uyandık. Öyle bilindik zaman dilimlerinin bilindik günlerinden bahsetmediğimizi anlamışsındır sevgili okuyucu. Bahsettiğin hiçbir şey gerçek değil. Yalan da değil.. Sadece yok..
Doğru mavi
Doğru saat
Doğru müzik
Doğru insan..
İnanmak istemiyorum ama inanıyorum..
Bir şarkının yavaşça bitmesi gibiydi. Bir anda bitmedi..
Artık yeni bir güne uyandık. Öyle bilindik zaman dilimlerinin bilindik günlerinden bahsetmediğimizi anlamışsındır sevgili okuyucu. Bahsettiğin hiçbir şey gerçek değil. Yalan da değil.. Sadece yok..
Doğru mavi
Doğru saat
Doğru müzik
Doğru insan..
İnanmak istemiyorum ama inanıyorum..
08.11.08
"Dıştakilere göre şekil ve renk değiştirebilen, korunmak ve gizlenmek için saydamlaşan yalnız güzellik..."
Orada bir yerde sürekli eksik cümlelerle tanıttığı yerde hayal ediyordu onu. Ne zaman tamamlanmıştı ki şimdi tamamlansın elleriyle çizmeye korktuğu, hep inciteceği bilinen resim. Ama nefes seslerinin varlığı... O hayatın gerçekliğinde kaybolup yok olmayan, çelişkili ve karmaşık cümlelerin altında ezilmeyen; kendi varlığının hükmüne yenik düşmeyen nefesler... İşte bunu düşünüp, orda olduğunu biliyordu. Elini uzattı karanlık gecenin koynuna, onu bıraktığı yerde bulacakmış gibi.. Karanlıkta bir süre gezinen eller, gecenin en derin sırlarını sakladığı köşesinde küçük, tahta bir göz buldu. Evet, bıraktığı yerde bulmuştu onu. Zaten sorunda bu değil miydi? Hep bıraktığı yerdelerdi, hep son cümle gerçekliğini koruyordu. Öyle cümlelerdi ki onlar; üzerine hayal kurulamaz, ümit edilemez, renkler yapıştırılamaz, siyah-beyaz cümleler...
Orada bir yerde sürekli eksik cümlelerle tanıttığı yerde hayal ediyordu onu. Ne zaman tamamlanmıştı ki şimdi tamamlansın elleriyle çizmeye korktuğu, hep inciteceği bilinen resim. Ama nefes seslerinin varlığı... O hayatın gerçekliğinde kaybolup yok olmayan, çelişkili ve karmaşık cümlelerin altında ezilmeyen; kendi varlığının hükmüne yenik düşmeyen nefesler... İşte bunu düşünüp, orda olduğunu biliyordu. Elini uzattı karanlık gecenin koynuna, onu bıraktığı yerde bulacakmış gibi.. Karanlıkta bir süre gezinen eller, gecenin en derin sırlarını sakladığı köşesinde küçük, tahta bir göz buldu. Evet, bıraktığı yerde bulmuştu onu. Zaten sorunda bu değil miydi? Hep bıraktığı yerdelerdi, hep son cümle gerçekliğini koruyordu. Öyle cümlelerdi ki onlar; üzerine hayal kurulamaz, ümit edilemez, renkler yapıştırılamaz, siyah-beyaz cümleler...
Geçmiş zamanlar...
Gün düşen yıldızlarıyla yaklaştı geceye..
Sıraya koyulmular gibi farkında olarak gittiler
En sonuncusu sendin,
Gittin mi bilemedim...
____________
Gözleri elinde kadın
Nerede yok olduk?
Var olduk nerede?
Kaybolmuş saklambaçların
Hep bir kazananı var..
Zaman..
Onu tutmak
Nefesini tutmak gibi..
Gözleri dökülen kadın,
Onları tutmak için bir adım at..
____________
Bu bir buluş... hep uzaklarda olanların buluşu..
____________
Değişen öznelerin yüklemleri için çabalamıyorum. Kayıp giden diğer zamanların yanına koydum seni. Aktın ve gittin. Ara ara yolunu gözlüyorum. Tekrar gel ve tekrar ak diye bekliyorum.
____________
Konuşamasa ağlayacaktı.
Kaybolacaktı sisli gölgelerde kalan sözcükleri
Uzanan maviliklerde işitilmeyecekti
Sesler yavaştan çoğalıyordu
İçinde yankılanıyordu
Döne döne, öle öle...
Keşkeler hep onun alışılmışlığının dışındaydı. Bu kez de öyle olması gerekiyordu. Kendine yarattığı kusursuz kuralların sıradanlığında böyle istisnalar ruh dünyasının ezeli düşmanlarıydı ve onlardan kaçmak için doğmuştu. Yaradılışına aykırı resimler arkasında yaşadığı yaşam gerçeklikten kopmaya yanaştı, yanaştı ve durdu...
Sonsuz bir durgunluk hissinin ardından etrafı yeniden seyretmek gibi doğdu dünyaya. Üzerinden attığı hayal düzmecelerini gecenin bulunamayacak köşesine sakladı sadece, onları düşünmeden.. Ilık bir melodi geldi kulağına, daha önce hiç farketmediği yaşlı köklerden..
Neyi kaybettiğini farketti
Ve neyi bulduğunu...
Sıraya koyulmular gibi farkında olarak gittiler
En sonuncusu sendin,
Gittin mi bilemedim...
____________
Gözleri elinde kadın
Nerede yok olduk?
Var olduk nerede?
Kaybolmuş saklambaçların
Hep bir kazananı var..
Zaman..
Onu tutmak
Nefesini tutmak gibi..
Gözleri dökülen kadın,
Onları tutmak için bir adım at..
____________
Bu bir buluş... hep uzaklarda olanların buluşu..
____________
Değişen öznelerin yüklemleri için çabalamıyorum. Kayıp giden diğer zamanların yanına koydum seni. Aktın ve gittin. Ara ara yolunu gözlüyorum. Tekrar gel ve tekrar ak diye bekliyorum.
____________
Konuşamasa ağlayacaktı.
Kaybolacaktı sisli gölgelerde kalan sözcükleri
Uzanan maviliklerde işitilmeyecekti
Sesler yavaştan çoğalıyordu
İçinde yankılanıyordu
Döne döne, öle öle...
Keşkeler hep onun alışılmışlığının dışındaydı. Bu kez de öyle olması gerekiyordu. Kendine yarattığı kusursuz kuralların sıradanlığında böyle istisnalar ruh dünyasının ezeli düşmanlarıydı ve onlardan kaçmak için doğmuştu. Yaradılışına aykırı resimler arkasında yaşadığı yaşam gerçeklikten kopmaya yanaştı, yanaştı ve durdu...
Sonsuz bir durgunluk hissinin ardından etrafı yeniden seyretmek gibi doğdu dünyaya. Üzerinden attığı hayal düzmecelerini gecenin bulunamayacak köşesine sakladı sadece, onları düşünmeden.. Ilık bir melodi geldi kulağına, daha önce hiç farketmediği yaşlı köklerden..
Neyi kaybettiğini farketti
Ve neyi bulduğunu...
15 Ağustos 2009 Cumartesi
3 2 1..
Biraz geriden takip ediyorum..
İnceldiği yerden kopsaya incele incele zaten küçücük kalmış bir şeyi yokluğa satmaya ne gerek var değil mi?
O yüzden artık bu konuda konuşmayı da bıraktım. O kadar basit bir şey değil bu benim için. Konuşmayı bırakmam demem, düşünmeyi bırakmak istemem demek.. Artık yok olsun istemem demek...
Tehlikeli işleri seviyorum.. Bugün, şeritler arkasından hep bir yenisini bırakarak akarken bir kez daha emin oldum ki hayattı hep sınırda yaşamak hissedebilmek demek.. Z. demek...
Önceki gün ise küçük bir karadeniz şehrini delerek geldi kulağıma, küçük bir karadeniz şehrinden gelmiş büyük bir sesin çığlığı, müziği, ruhu. Nedense, bu kadar doğa bu kadar yeşil benim gerçek olanı görmemi engelliyor. Kıvrıla kıvrıla yiten köy yolları ve arkasında kalan koca bir dünyanın kalabalığı..
Biraz geriden takip ediyorum seni..
Biraz geriden takip ediyorum beni..
İnceldiği yerden kopsaya incele incele zaten küçücük kalmış bir şeyi yokluğa satmaya ne gerek var değil mi?
O yüzden artık bu konuda konuşmayı da bıraktım. O kadar basit bir şey değil bu benim için. Konuşmayı bırakmam demem, düşünmeyi bırakmak istemem demek.. Artık yok olsun istemem demek...
Tehlikeli işleri seviyorum.. Bugün, şeritler arkasından hep bir yenisini bırakarak akarken bir kez daha emin oldum ki hayattı hep sınırda yaşamak hissedebilmek demek.. Z. demek...
Önceki gün ise küçük bir karadeniz şehrini delerek geldi kulağıma, küçük bir karadeniz şehrinden gelmiş büyük bir sesin çığlığı, müziği, ruhu. Nedense, bu kadar doğa bu kadar yeşil benim gerçek olanı görmemi engelliyor. Kıvrıla kıvrıla yiten köy yolları ve arkasında kalan koca bir dünyanın kalabalığı..
Biraz geriden takip ediyorum seni..
Biraz geriden takip ediyorum beni..
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Bak
Sisler çamların başına üşüşmüş,
Ben çamların yanına.
Çamlar ve sisler öpüşüyor..
O kadar yüksekteyim ki, görüyorum onları
Bana inanmıyorlar, ölüyorum.
Çamlar ve sisler öpüşüyor.
____________________________________
Bakıyorum seslerin geldiği yöne doğru. Gözlerim benim gözlerim değil ama hala bakıyorum.
-Görüyor muyum sence?
-Bence görmek istersen görebilirsin.
-Ama bunlar benim gözlerim değil ki, çaldılar onları. Yıllar oluyor.
-Senin başında durduklarının farkındasın değil mi? İstersen gözlerini geri alabilirsin. Ama bunca zamandan sonra görmeye alışabilecek misin, onu bilmiyorum.
-Seni buraya o gönderdi değil mi? Gözlerimi çalan adam. Artık özgürlüğüme kavuşabilir miyim demek bu?
-Onları istiyor musun? Ben sadece bana söylenen soruları sorarım. Duygularını bana anlatsan da bir şey değişmeyecek. Onları istiyor musun?
Onları istiyor muydum? Bakıyorum seslerin geldiği yöne doğru. Gözlerimi hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlayamıyorum, unutmuşum onları. Ne hazin bir öykü bu... Unutmuşum gözlerimi, renklerini unutmuşum. Bakıyorum karşımdaki gölgeye:
"Hayır." diyorum. "İstemiyorum."
Ben çamların yanına.
Çamlar ve sisler öpüşüyor..
O kadar yüksekteyim ki, görüyorum onları
Bana inanmıyorlar, ölüyorum.
Çamlar ve sisler öpüşüyor.
____________________________________
Bakıyorum seslerin geldiği yöne doğru. Gözlerim benim gözlerim değil ama hala bakıyorum.
-Görüyor muyum sence?
-Bence görmek istersen görebilirsin.
-Ama bunlar benim gözlerim değil ki, çaldılar onları. Yıllar oluyor.
-Senin başında durduklarının farkındasın değil mi? İstersen gözlerini geri alabilirsin. Ama bunca zamandan sonra görmeye alışabilecek misin, onu bilmiyorum.
-Seni buraya o gönderdi değil mi? Gözlerimi çalan adam. Artık özgürlüğüme kavuşabilir miyim demek bu?
-Onları istiyor musun? Ben sadece bana söylenen soruları sorarım. Duygularını bana anlatsan da bir şey değişmeyecek. Onları istiyor musun?
Onları istiyor muydum? Bakıyorum seslerin geldiği yöne doğru. Gözlerimi hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlayamıyorum, unutmuşum onları. Ne hazin bir öykü bu... Unutmuşum gözlerimi, renklerini unutmuşum. Bakıyorum karşımdaki gölgeye:
"Hayır." diyorum. "İstemiyorum."
9 Ağustos 2009 Pazar
Pul
Keşke mektup yazmak isteyeceğim insanlar olsaydı şu an.. Keşke Sevgili diye başlayan cümlelerim olsaydı...
Bir mektup yazacağım..
Bir mektup yazacağım..
Ses
Bir dirilik geldi üzerime
Ölü bir dirilik
Herkesin arkasından ağladığı ve sonra unuttuğu bir dirilik..
Sırma saçlı çocuk
Saçlarını sevmiştim..
İçinden mırıldandığı ama hiçbir sayfa ya da kaleme uzanmayan kelimeleriyle yürüyordu kadın.. Her şeyiyle olduğu gibi kelimelerinin de gizliliğiyle övünürdü, sadece kendisine ve sadece kendisiyle. Aynı yerde sürekli yürüyor olsa da zaman geçiyordu, eskiyen yapraklar uzanıyordu, renk değiştiriyordu, sevişiyordu. Bir yaz gününün ortasına gelişigüzel yerleştirilmesine rağmen doğallığından hiçbir şey kaybetmeyen sonbahar gününde doğanın renkleri içinde kaybolarak mırıldanmaya devam etti..
Sarmalların zenginliğinde sesler,
İçinde büyüyen gözler,
Üzerine basılmış, eskimiş dizeler,
Uçurumun kenarında akla gelen bitişler
Sen...
Durdu, etrafına bakındı ve her şeyin aslında ya tek bir renkten meydana geldiğini ya da hiçbir renkten meydana gelmediğini farketti. İnsanların gözleri isim vermediği renkleri algılayamıyor, varlıklarını kabul etmiyordu. Ayrıca hiçbir zaman iki rengi karıştırarak başka bir renk elde edilebileceğine inanmayan kadın, iki insanın aynı anda birbirlerini sevebileceğine de inanmazdı. Bir çamağacının dibine oturdu, bu dünyanın gerçekliğini terkedebileceği sayfalarda kaybolmaya başladı. Yine koskoca dünyada tek başına yaşıyormuş gibi hissediyordu. Ama adı şiirlerde, şarkılarda ve insanların dillerinde eskimiş bir yalnızlık duygusu değildi bu. Tek renk bir yalnızlıktı, tek renklerin sağlamlığı kadar gerçekti.
Üzerinden çıkardı, önce nefretlerini, sonra sevgilerini. Artık düşünebilirdi, dinlenebilirdi ve tekrar yaşamaya başlayabilirdi. Hava kararmaya başlamıştı, en sevdiği renge bürünmüştü gökyüzü ve bu rengin bir adı yoktu. Bir çok renk vardı başını kaldırdığı zaman gördüğü ama hepsi kendi sırlarıyla dolu koca bir yansımanın parçalarıydı. Gökyüzünü de kendine benzetti, karışmış gibi görünen ama asla karışmayan tek renkler topluluğu.. İnsanların göremediği tek renkleri yanlış ezgilere sığdırdığı kümeler gördü kendinde de. Kesişmeyen kümeler.. Zifiri karanlığa terkedilmeye yüz tutan doğanın dolu boşluğuna baktı. Mırıldanmayı kesti ve sesini duyurmak için olanca gücüyle bağırdı..
-Şunu itiraf etmek zorundayım ki, ben olduğum için sen de varsın. Ben ölürsem sen de ölürsün..
Bir kırılma sesi geldi...
Ölü bir dirilik
Herkesin arkasından ağladığı ve sonra unuttuğu bir dirilik..
Sırma saçlı çocuk
Saçlarını sevmiştim..
İçinden mırıldandığı ama hiçbir sayfa ya da kaleme uzanmayan kelimeleriyle yürüyordu kadın.. Her şeyiyle olduğu gibi kelimelerinin de gizliliğiyle övünürdü, sadece kendisine ve sadece kendisiyle. Aynı yerde sürekli yürüyor olsa da zaman geçiyordu, eskiyen yapraklar uzanıyordu, renk değiştiriyordu, sevişiyordu. Bir yaz gününün ortasına gelişigüzel yerleştirilmesine rağmen doğallığından hiçbir şey kaybetmeyen sonbahar gününde doğanın renkleri içinde kaybolarak mırıldanmaya devam etti..
Sarmalların zenginliğinde sesler,
İçinde büyüyen gözler,
Üzerine basılmış, eskimiş dizeler,
Uçurumun kenarında akla gelen bitişler
Sen...
Durdu, etrafına bakındı ve her şeyin aslında ya tek bir renkten meydana geldiğini ya da hiçbir renkten meydana gelmediğini farketti. İnsanların gözleri isim vermediği renkleri algılayamıyor, varlıklarını kabul etmiyordu. Ayrıca hiçbir zaman iki rengi karıştırarak başka bir renk elde edilebileceğine inanmayan kadın, iki insanın aynı anda birbirlerini sevebileceğine de inanmazdı. Bir çamağacının dibine oturdu, bu dünyanın gerçekliğini terkedebileceği sayfalarda kaybolmaya başladı. Yine koskoca dünyada tek başına yaşıyormuş gibi hissediyordu. Ama adı şiirlerde, şarkılarda ve insanların dillerinde eskimiş bir yalnızlık duygusu değildi bu. Tek renk bir yalnızlıktı, tek renklerin sağlamlığı kadar gerçekti.
Üzerinden çıkardı, önce nefretlerini, sonra sevgilerini. Artık düşünebilirdi, dinlenebilirdi ve tekrar yaşamaya başlayabilirdi. Hava kararmaya başlamıştı, en sevdiği renge bürünmüştü gökyüzü ve bu rengin bir adı yoktu. Bir çok renk vardı başını kaldırdığı zaman gördüğü ama hepsi kendi sırlarıyla dolu koca bir yansımanın parçalarıydı. Gökyüzünü de kendine benzetti, karışmış gibi görünen ama asla karışmayan tek renkler topluluğu.. İnsanların göremediği tek renkleri yanlış ezgilere sığdırdığı kümeler gördü kendinde de. Kesişmeyen kümeler.. Zifiri karanlığa terkedilmeye yüz tutan doğanın dolu boşluğuna baktı. Mırıldanmayı kesti ve sesini duyurmak için olanca gücüyle bağırdı..
-Şunu itiraf etmek zorundayım ki, ben olduğum için sen de varsın. Ben ölürsem sen de ölürsün..
Bir kırılma sesi geldi...
7 Ağustos 2009 Cuma
Ada günü
Güzel bir ada günüydü bugün..
Ama önce geceden bahsetmek niyetindeyim. Ada gününden önceki gece özel bir geceydi ve özel olması için hiçbir sebep yoktu. Çok güzel bir masalın anlatıldığı "Harun ve Öyküler Denizi" adlı kitabı bitirdim ve bir masal yaşadığımı düşünerek masal şarkıları çalacağım odama gittim. Saat 4'e geliyordu. Her şey çok düzensizdi, masallara yakışmayacak, mutlu sonla bitmeyecek kadar. O yüzden zamanla geliştirdiğim gece kuşağı sessizlik numaralarıyla bir toz bezi kaptım banyodan ve odamın her sönmüş köşesini yeniden parlattım. Yığılmış kitaplarımı gitmek istedikleri raflara yollayıp, kitaplığa yakışmayacak ıvır zıvırları geveze aynamın önüne yerleştirdim. Saat 5'e geliyordu. Yatağıma gittim çünkü beklediğim şey hala gelmemişti ve bir gün daha bitmek üzereydi. Artık son sayfaları kalmış Orhan Veli şiirlerini çıkardım ve fısıldayarak canlandırmaya başladım. Çok mutlu oldum, ışıkları kapattım sonra da gözlerimi. Nedense hemen uyuyamadım ama tamamen uyanık da değildim. Arada kalmıştım yine ve saat 6'ya geliyordu.
Sabah kahvaltısı... Annelerin düzen takıntısı ve benim düzensiz hayatım...
Beşiktaş iskelesi. Sevgili Nar, koşa koşa geldim ve senin yanına oturdum. Bir kaç gündür yoktun ama ben yanına gelince ve deniz bizimle yürüyünce var oldun, tekrar güldün ve var ettin. Bir vardı, bir yoktu ve masal bitmemişti.
Lis bana doğumgünü hediyesi olarak "Gölgesizler" isimli kitabı almış. Bu masalın devam ettiğinin göstergesiydi, bu güzel sırrı bu kitaba saklamıştık. Dün geceki masalda gölgelerinden kopan, gölgeleri güneş ışığında asfalt gibi eriyip yiten insanları okumuştum ve bugünkü yeni kitabımın adı "Gölgesizler" di. Bu masalın kahramanları artık sevdiğim insanlardı ve sıradan şehir hatları vapurları gibi masalımın bir parçası olmuşlardı, gelip gidiyorlardı. Kitabımın yanında üç aylık hayatımın resmi içinde teşekkürler Lis...
Güzel bir ada günüydü bugün... Güzel bir deniz günüydü..
Üzülme Lis, senin nazar boncuğun gerçekti, Nar ve ben de gördük onu. Ama bu masalın neresindeyiz acaba? Belki de yazılıp silinen bir satıra rastgeldik... Ve o satırdan kalan tek şey, bir çingenenin nazar boncuğuydu. Çünkü çingeneler asla silinmezlerdi...
Ama önce geceden bahsetmek niyetindeyim. Ada gününden önceki gece özel bir geceydi ve özel olması için hiçbir sebep yoktu. Çok güzel bir masalın anlatıldığı "Harun ve Öyküler Denizi" adlı kitabı bitirdim ve bir masal yaşadığımı düşünerek masal şarkıları çalacağım odama gittim. Saat 4'e geliyordu. Her şey çok düzensizdi, masallara yakışmayacak, mutlu sonla bitmeyecek kadar. O yüzden zamanla geliştirdiğim gece kuşağı sessizlik numaralarıyla bir toz bezi kaptım banyodan ve odamın her sönmüş köşesini yeniden parlattım. Yığılmış kitaplarımı gitmek istedikleri raflara yollayıp, kitaplığa yakışmayacak ıvır zıvırları geveze aynamın önüne yerleştirdim. Saat 5'e geliyordu. Yatağıma gittim çünkü beklediğim şey hala gelmemişti ve bir gün daha bitmek üzereydi. Artık son sayfaları kalmış Orhan Veli şiirlerini çıkardım ve fısıldayarak canlandırmaya başladım. Çok mutlu oldum, ışıkları kapattım sonra da gözlerimi. Nedense hemen uyuyamadım ama tamamen uyanık da değildim. Arada kalmıştım yine ve saat 6'ya geliyordu.
Sabah kahvaltısı... Annelerin düzen takıntısı ve benim düzensiz hayatım...
Beşiktaş iskelesi. Sevgili Nar, koşa koşa geldim ve senin yanına oturdum. Bir kaç gündür yoktun ama ben yanına gelince ve deniz bizimle yürüyünce var oldun, tekrar güldün ve var ettin. Bir vardı, bir yoktu ve masal bitmemişti.
Lis bana doğumgünü hediyesi olarak "Gölgesizler" isimli kitabı almış. Bu masalın devam ettiğinin göstergesiydi, bu güzel sırrı bu kitaba saklamıştık. Dün geceki masalda gölgelerinden kopan, gölgeleri güneş ışığında asfalt gibi eriyip yiten insanları okumuştum ve bugünkü yeni kitabımın adı "Gölgesizler" di. Bu masalın kahramanları artık sevdiğim insanlardı ve sıradan şehir hatları vapurları gibi masalımın bir parçası olmuşlardı, gelip gidiyorlardı. Kitabımın yanında üç aylık hayatımın resmi içinde teşekkürler Lis...
Güzel bir ada günüydü bugün... Güzel bir deniz günüydü..
Üzülme Lis, senin nazar boncuğun gerçekti, Nar ve ben de gördük onu. Ama bu masalın neresindeyiz acaba? Belki de yazılıp silinen bir satıra rastgeldik... Ve o satırdan kalan tek şey, bir çingenenin nazar boncuğuydu. Çünkü çingeneler asla silinmezlerdi...
6 Ağustos 2009 Perşembe
04.08
Küçük, sevimli ambalajıyla sarıp sarmalanmış, hayat kurtaran ağrı kesicim alındığı gibi duruyor. Gözlerimden yayılan bir uyuşukluk kaplıyor başımı. Dünden bu yana bünyem kendine gelemedi sanırım. Ve eriten güneş eşliğiyle yol alan iettye saygılar...
Dün güzel bir gündü.. Efe, Batutay, Lis, Nar, Eylül ve ben çok güzel renkli ve kokulu şeyler içtik. İnsanların gençlerden nefret etmekle ne kadar haklı olduklarını anlamalarını, güvenlik görevlilerinin anlayış yoksunu ve güven problemi olan teyzelerin gece rahat uyumalarını sağladıklarını ve aslında Lis'in doğumgününün dün olduğunu öğrendik. Nar, ben ve kardeşim en güzel odayı kaptık ama bu Nar'ın hareketli ve hararetli uyku saatlerimizden nasibini almasını engellemedi.
Herkes çok mutluydu.. Herkes çok toktu..
Dün güzel bir gündü.. Efe, Batutay, Lis, Nar, Eylül ve ben çok güzel renkli ve kokulu şeyler içtik. İnsanların gençlerden nefret etmekle ne kadar haklı olduklarını anlamalarını, güvenlik görevlilerinin anlayış yoksunu ve güven problemi olan teyzelerin gece rahat uyumalarını sağladıklarını ve aslında Lis'in doğumgününün dün olduğunu öğrendik. Nar, ben ve kardeşim en güzel odayı kaptık ama bu Nar'ın hareketli ve hararetli uyku saatlerimizden nasibini almasını engellemedi.
Herkes çok mutluydu.. Herkes çok toktu..
Küçük satırlar..
Kristal suratlardı bıraktığım
Kristal suratların küçük anlamlarıydı..
_____________
Uzundu yol
Kısalan gölgelerin meydandaki görüntüleriydi
Kaybolan trenlerin ardında kalanlar
Yıllanmış anıların arkasında saklanan gözlerdi susanlar..
Sessizdi yol
Konuşmak
Sevmek ve ölmek kadar..
Güzeldi aşk
Dışındakilerin sessizliği kadar...
____________
Seyretmek gibi bir şey değildi bu;
Kollamaktı
Sarmaktı dünyayı, sarmanın olanaksızlığında ıslanan
Islandıkça gerçek resmin tozlarını yağmurlarla dağıtan...
__________
Dağınık kıvılcım taneleri
Görülmek için dolanan,
Dolandıkça tutulmayan..
Şeylere renk veren ruhlardır, ardında saklanan
Issızlığında güller saklayan seslerdir
Gümüşlerde yansıyan
__________
Uyandım içinde yeni bir sayfanın
Sayfanın gözleri kör
Kulakları sağır
Elimde bir kurşun kalem
Yazdım, sildim
Yazdım, sildim...
Kristal suratların küçük anlamlarıydı..
_____________
Uzundu yol
Kısalan gölgelerin meydandaki görüntüleriydi
Kaybolan trenlerin ardında kalanlar
Yıllanmış anıların arkasında saklanan gözlerdi susanlar..
Sessizdi yol
Konuşmak
Sevmek ve ölmek kadar..
Güzeldi aşk
Dışındakilerin sessizliği kadar...
____________
Seyretmek gibi bir şey değildi bu;
Kollamaktı
Sarmaktı dünyayı, sarmanın olanaksızlığında ıslanan
Islandıkça gerçek resmin tozlarını yağmurlarla dağıtan...
__________
Dağınık kıvılcım taneleri
Görülmek için dolanan,
Dolandıkça tutulmayan..
Şeylere renk veren ruhlardır, ardında saklanan
Issızlığında güller saklayan seslerdir
Gümüşlerde yansıyan
__________
Uyandım içinde yeni bir sayfanın
Sayfanın gözleri kör
Kulakları sağır
Elimde bir kurşun kalem
Yazdım, sildim
Yazdım, sildim...
Dinemeyen sisler bulvarı
Bir hevesle açılan sanal sayfalar. İçimden konuşmak çok kolay, özellikle uzun otobüs yolculuklarında.. İnsan o vakit kelimelerin adını fısıldadığını falan zannediyor. Otobüslerde zaman geçirmek için oynanan çeşitli oyunlardan kaynaklanan hayaller neden oluyor buna muhtemelen.
Duyguları sıraya koymak gerekir, kelimelerin ciddiyetini kazanmaları için. Olan biten herşeyi analiz ettiğini zannederek kendini kandıran insan biraz daha rahat uyuyabileceğini düşünerek girer yatağına. Öyledir ya da değildir, şu anda artık kapılmışken suya bunun pek de önemi yok. Öyle bir dönemde seyrediyor ki hayatım şu sıra, zaman küçük anlara büyük dünyalar sığdırıp, etraftaki tüm renklerin enerjisini bir anda çekip, her şeyi saydamlığa bırakabiliyor. Küçük anlar, kısa zamanlarda çakan çakmak taşları.. Sürekli dinlediğim bir albüm zar şu sıra: Dinemeyen sisler bulvarı.. Sürekli söylediğim şarkılar var. Takılıp kaldığım birkaç şey var şu sıra. Zaman bana küçük de olsa biraz daha kontrol yeteneği vermiş gibi. Günün belli saatlerini veriyorum şu yorgun resimlere. Onun dışında benim koskoca bir hayatım var. Başka başka dünyalarım. Çok sevdiğim insanlar var. Kaybetmek istemediğim şarkılarım var. Kaybetmek istemeyip kaybettiğim bir nota var. O zamandan beri şarkılarım biraz eksik ama belki de hikayede hiçbir zaman olmayan şarkıları söylemeye çalışmışımdır.
Toprak kokulu duvarları, toprak kokan insanları olan evler.. Taştan oyulmuş bir koç başı.. Eskimiş efsaneler, altın beşikler..
Güzel bir yaz türküsü söylüyorum...
Duyguları sıraya koymak gerekir, kelimelerin ciddiyetini kazanmaları için. Olan biten herşeyi analiz ettiğini zannederek kendini kandıran insan biraz daha rahat uyuyabileceğini düşünerek girer yatağına. Öyledir ya da değildir, şu anda artık kapılmışken suya bunun pek de önemi yok. Öyle bir dönemde seyrediyor ki hayatım şu sıra, zaman küçük anlara büyük dünyalar sığdırıp, etraftaki tüm renklerin enerjisini bir anda çekip, her şeyi saydamlığa bırakabiliyor. Küçük anlar, kısa zamanlarda çakan çakmak taşları.. Sürekli dinlediğim bir albüm zar şu sıra: Dinemeyen sisler bulvarı.. Sürekli söylediğim şarkılar var. Takılıp kaldığım birkaç şey var şu sıra. Zaman bana küçük de olsa biraz daha kontrol yeteneği vermiş gibi. Günün belli saatlerini veriyorum şu yorgun resimlere. Onun dışında benim koskoca bir hayatım var. Başka başka dünyalarım. Çok sevdiğim insanlar var. Kaybetmek istemediğim şarkılarım var. Kaybetmek istemeyip kaybettiğim bir nota var. O zamandan beri şarkılarım biraz eksik ama belki de hikayede hiçbir zaman olmayan şarkıları söylemeye çalışmışımdır.
Toprak kokulu duvarları, toprak kokan insanları olan evler.. Taştan oyulmuş bir koç başı.. Eskimiş efsaneler, altın beşikler..
Güzel bir yaz türküsü söylüyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
