Sevgili blog,
Bugün çok güleceğim..
Gerçekten..
Öpüyorum..
26 Ocak 2010 Salı
23 Ocak 2010 Cumartesi
Fark
Bir ince çatlağı var duvarın
İçinde yosun tutan düğümlenmiş çatlakları var.
Renklerine aldanılan örtülerin
Etrafında konuşlanan çizgiler.
İnce bir zaman parçasında
Örtüleri kesen çizgiler..
__
Küçük bir nokta
Beyaz gök.
Gizli bir oyun.
Kuralları darmadağın edilmiş.
Buz tutmuş.
Sarkıyor.
Yarın eriyecek dediler
İnanmadım.
İçinde yosun tutan düğümlenmiş çatlakları var.
Renklerine aldanılan örtülerin
Etrafında konuşlanan çizgiler.
İnce bir zaman parçasında
Örtüleri kesen çizgiler..
__
Küçük bir nokta
Beyaz gök.
Gizli bir oyun.
Kuralları darmadağın edilmiş.
Buz tutmuş.
Sarkıyor.
Yarın eriyecek dediler
İnanmadım.
Dama
Sıçrayıp sıçrayıp düşmeyi beceremeyen
Bir dama masası,
Birbirinin aynısı taşlar..
Yüzü yanıyor.
Bir koca el
Yarıyor ortalığı..
Birbirinin aynısı taşlar birbirinin aynısı karelerde oynayıp duruyor.
Değişim için gösterilen çaba ziyan oluyor.
Taşlar yerinden oynamıyor bir daha.
Taşlar kuruyor.
Bir dama masası,
Birbirinin aynısı taşlar..
Yüzü yanıyor.
Bir koca el
Yarıyor ortalığı..
Birbirinin aynısı taşlar birbirinin aynısı karelerde oynayıp duruyor.
Değişim için gösterilen çaba ziyan oluyor.
Taşlar yerinden oynamıyor bir daha.
Taşlar kuruyor.
22 Ocak 2010 Cuma
16 Ocak 2010 Cumartesi
en sevdiğim çorba..
ince, siyah, ışık oyunlarına karıştığından yerli yersiz görebildiğimiz bir şerit varmış.
önce kullanmayı bildiğiniz tekerleklerinizin olması lazım. evet küçük çemberler.. ben de pek severim bilir misin.. ?
yaşasın oyuncak bebeklerin saçlarını kesip suluboyayla siyaha boyamak..
ben yaptım, ordan biliyorum.
önce kullanmayı bildiğiniz tekerleklerinizin olması lazım. evet küçük çemberler.. ben de pek severim bilir misin.. ?
yaşasın oyuncak bebeklerin saçlarını kesip suluboyayla siyaha boyamak..
ben yaptım, ordan biliyorum.
15 Ocak 2010 Cuma
Yapacak başka işim yok sanki.
Mayamızda şiir varsa,
O bir toz bulutudur.
Bir gün dağılacak,
Durulacak gök..
O bir toz bulutudur.
Bir gün dağılacak,
Durulacak gök..
9 Ocak 2010 Cumartesi
Eşik değeri..
Sevgili blog,
Ben bunu bazen yaparım biliyor musun? Böyle mutlu mu desem huzurlu mu desem rahat mı desem.. Neyse tanımlara fazla takılmayalım. Evet çok kitap okuyoruz, çocukluktan beri en başarılı olduğumuz nokta konuşmak, bacak kadarken insanların ağzını cümle uzunluklarıyla açık bırakmak da pek keyif aldığımız çocukluk oyunlarından.. Ama gel gör ki bir işe yaradı mı? Böyle kalırsın işte dımdızlak haha..
Bazen yaparım dediydim.. Aslında bugün gerekli düzeneği kuramadım. Sevgili asi ergen kardeşim uyuyor odada olmaz ki.. Onca ışık, müzik, dekor düzeneği.. Ona da yazık günah.. Hem şşştt bu bizim sırrımız sevgili blog. Odamızın diğer yüzünü ne diye paylaşalım değil mi? O yüzden oturma odasına taşındım. Ben bu evi seviyorum. Fazla fonksiyonel. Caaanım mutfağımın caanım penceresi.. Karşıdaki apartmanın adını duysan aklın şaşar. Gerçi tanımlara takılmıyorduk.. Özellikle de sözlükte pek yeri olmayan, kendi koyduğumuz tanımlara.. Yalan dolan ama çok seviyorsun öyle değil mi? Bir yerlerde sevimli ajandalar gördün mü alıkoyamıyorsun kendini.. Hatta manyak gibi cep telefonundan önce atıyorsun çantana.. Bir de bazı cümlelerin yok mu, ne salak bir insan olduğunu düşündürüyor sana ama seviyorsun.. Yalnız başına dolaşmayı sevdiğin kadar.. Böyle sürekli konuşuyorsun.. Bir de içinden konuşunca birbiri üstüne binen cümlelerin komedisi de dışarıya yansımıyor. İnsanlar seni ciddi ve soğuk olarak görüyor dışardan. Komik oluyor.
Aptal kış. Hava 6 dan sonra aydınlanmaya başlayacak ve ben bu yerden bir süre daha uzak kalmak zorundayım. Seçilmiş numarası yapan mecburiyetler yüzünden.. Aman yok yok hemen "aa yine mi be kızım sen de aynı yerde dönüp duruyorsun" bakışı atma bana.. Ne demiş şarkı üstadı fransız "Geç bunları...".. Ben geçtim evet. Böyle yeni planlarım var ya hani yine muhteşem sözler verdim kendime ve zamanını bekliyorum ya o da ayrı bir komedi..
Tanım yapmak istemediğim bir dönem geçirdim. Çoğu şeyi bilmediğimden zor demek istemiyorum. Evet yüksek dalga boyunda götürüleri oldu ama ne kadar dikbaşlıysam artık hiçbir şeyden pişman olmadığım gibi bundan da pişman değilim. Yılın en sevdiğim mevsimine mal olsa bile. Hem o zaman her şey fazla aydınlık ve sıcak ve hafif.
İnsan bir şeye kilitlenmeye görsün, bayağı bir aptallaşıyor sevgili blog. Saplanıp kalıyor. Hafıza dediğimiz şey de fazla numaracı. Şu an durduğun yerden bakmak kolay tabi budala. Marifet bu değil ki?
Yarın Çengelköy'e gitmek istiyorum. Gerçekten ders çalışmak için vallaha. Sen de gelsene evet evet sen de gelmelisin..
Ben bu şarkıları yıllardır dinliyorum ama hiç sıkılmıyorum. Zaten öyle bir lüksleri yok. Senin de yok maalesef. Mahkum oldun haha..
Öpüyorum gözlerinden.. Yarın hava biraz da olsa güneşli olursa Çenkelköy Beylerbeyi taraflarında görüşürüz..
Ben bunu bazen yaparım biliyor musun? Böyle mutlu mu desem huzurlu mu desem rahat mı desem.. Neyse tanımlara fazla takılmayalım. Evet çok kitap okuyoruz, çocukluktan beri en başarılı olduğumuz nokta konuşmak, bacak kadarken insanların ağzını cümle uzunluklarıyla açık bırakmak da pek keyif aldığımız çocukluk oyunlarından.. Ama gel gör ki bir işe yaradı mı? Böyle kalırsın işte dımdızlak haha..
Bazen yaparım dediydim.. Aslında bugün gerekli düzeneği kuramadım. Sevgili asi ergen kardeşim uyuyor odada olmaz ki.. Onca ışık, müzik, dekor düzeneği.. Ona da yazık günah.. Hem şşştt bu bizim sırrımız sevgili blog. Odamızın diğer yüzünü ne diye paylaşalım değil mi? O yüzden oturma odasına taşındım. Ben bu evi seviyorum. Fazla fonksiyonel. Caaanım mutfağımın caanım penceresi.. Karşıdaki apartmanın adını duysan aklın şaşar. Gerçi tanımlara takılmıyorduk.. Özellikle de sözlükte pek yeri olmayan, kendi koyduğumuz tanımlara.. Yalan dolan ama çok seviyorsun öyle değil mi? Bir yerlerde sevimli ajandalar gördün mü alıkoyamıyorsun kendini.. Hatta manyak gibi cep telefonundan önce atıyorsun çantana.. Bir de bazı cümlelerin yok mu, ne salak bir insan olduğunu düşündürüyor sana ama seviyorsun.. Yalnız başına dolaşmayı sevdiğin kadar.. Böyle sürekli konuşuyorsun.. Bir de içinden konuşunca birbiri üstüne binen cümlelerin komedisi de dışarıya yansımıyor. İnsanlar seni ciddi ve soğuk olarak görüyor dışardan. Komik oluyor.
Aptal kış. Hava 6 dan sonra aydınlanmaya başlayacak ve ben bu yerden bir süre daha uzak kalmak zorundayım. Seçilmiş numarası yapan mecburiyetler yüzünden.. Aman yok yok hemen "aa yine mi be kızım sen de aynı yerde dönüp duruyorsun" bakışı atma bana.. Ne demiş şarkı üstadı fransız "Geç bunları...".. Ben geçtim evet. Böyle yeni planlarım var ya hani yine muhteşem sözler verdim kendime ve zamanını bekliyorum ya o da ayrı bir komedi..
Tanım yapmak istemediğim bir dönem geçirdim. Çoğu şeyi bilmediğimden zor demek istemiyorum. Evet yüksek dalga boyunda götürüleri oldu ama ne kadar dikbaşlıysam artık hiçbir şeyden pişman olmadığım gibi bundan da pişman değilim. Yılın en sevdiğim mevsimine mal olsa bile. Hem o zaman her şey fazla aydınlık ve sıcak ve hafif.
İnsan bir şeye kilitlenmeye görsün, bayağı bir aptallaşıyor sevgili blog. Saplanıp kalıyor. Hafıza dediğimiz şey de fazla numaracı. Şu an durduğun yerden bakmak kolay tabi budala. Marifet bu değil ki?
Yarın Çengelköy'e gitmek istiyorum. Gerçekten ders çalışmak için vallaha. Sen de gelsene evet evet sen de gelmelisin..
Ben bu şarkıları yıllardır dinliyorum ama hiç sıkılmıyorum. Zaten öyle bir lüksleri yok. Senin de yok maalesef. Mahkum oldun haha..
Öpüyorum gözlerinden.. Yarın hava biraz da olsa güneşli olursa Çenkelköy Beylerbeyi taraflarında görüşürüz..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
