30 Aralık 2010 Perşembe

Kış vagonu

Şimdi ben burada oturuyorum ya insanlar da konuşuyor. Sigara içiyorlar.
Tarifini bilmediğimiz bir sırrı var burada çayın. O sırrı bilsek muhtemelen bir daha yüzüne bakmayız. Hep öyle yapmıyor muyuz zaten?
Şimdi buraya en basit ve sıradan cümlelerle tüm gerçeği yazmak isterdim. Ama ne yazık ki o kadar cesur değilim.

22 Aralık 2010 Çarşamba

olur böyle zaman zaman

Bak bunlar tam olarak patlayacak.
Sen de bana maruz kalacaksın.
Çirkin belirtileri olan mükemmelliyetçilikten kaynaklanan aptallığa..
Şimdi seni yalnızlığınla başbaşa bırakıp tiyatro tiradları okuyacağım..

Bir de şu var.
Seninle içimden konuşmayı çok seviyorum belki senden bile fazla.

Ee ne de olsa ilk aşkım sayılırsın.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Bahar türküsü - Bülent Ortaçgil

Bahar geldi
Kendimi seçtim
Kuşlar uçtu
Kendimi aştım

Seni ben yanımda bulunca
Değiştim güzelleştim
Söz etsen yüzüm gülse
Gel desen

Yağmur yağdı
İçim temizlendi
Toprak koktu
İçim renklendi

Seni ben yanımda bulunca
Her şeyim çiçeklendi
Ses etsen yüzüm gülse
Gel desen

16 Aralık 2010 Perşembe

telefon sayfaları kopmuş 2011

Bugün çok uzun saatler önce başladı. 24 saat geçti ama gün bitmedi. İçinde tüm zamanların duygularını taşıyor. Yeniden vücudumdaki kimyasal oranı belli bir değerin üstüne çıkınca, burada durmamı sağlayan birbirinden kopuk tüm parçalar kendini aynı resmin çocukları zannetti. Hala da zannediyor. İşin kaçınılmaz gerçekliği tabii ki en yetersiz olanlar. Kelimeler... Hissettiklerimizin ifadesi mi yoksa kısıtlayıcı çizgileri mi? Bunları konuştuk ve daha bir dolu şey. Rolleri değiştik. Dudaklarımızın bir kısmı kelimeleri upuzun cümleler yapıyor, bir kısmı gülüyordu. Her şeyin güzel sonuçlar doğurmasını bekliyoruz. Aciz bir umut etme hissi değil bu.. Hak etmek hem de tüm dillerdeki karşılığıyla..

Gün hala devam ediyor. Bir kaç saat de olsa uyursam uyandığımda her şeyi unutmaktan korkuyorum. Gözüme uyku girmiyor. Oysa öyle hasret kaldık ki birbirimize..

12 Aralık 2010 Pazar

Çok şey mi?

Günlerce evden çıkmayıp, sabahlara kadar sadece kitap okuyup dizi izlemek, sonra da öğlene kadar uyuyup tekrar aynı teraneye dönmek istiyorum. Dağınık saçlarım, şişmiş gözlerim, dünyanın en uyumsuz pijamaları ve kat kat hırkalarıyla saatlerce internetten kitaplarımdaki kişilerin, mezheplerin, coğrafyaların tarihini okuyup, resimlerine bakmak istiyorum. Tekrar gece olunca da etrafımdaki tek sesin kış gecelerinin odamın penceresine vuran gürültüsü olsun istiyorum.

Servise binmek için evden çıkmama 4 saat kaldı.

10 Aralık 2010 Cuma

Hayyam'a

Düşünüyor, anlamaya çalışıyorum seni
Hayyam!
Haklısın çok yerde
O zamandan bu zamana
Ne değiştirebildin?
Bundan sonra ne değiştirebileceksin?
Benim çağımda çıkarlar konuşur.
Çünkü biz çağları,
Yaşamadan atlarız.
Çıkarlar, sevgilerden büyük.
Çıkarlar susmaya görsün.
Ne gariptir ki;
Sevgiler de susacak.

İsmet Nadir Atasoy

8 Aralık 2010 Çarşamba

adamın birine göre hayatın en acı gerçeği

asla cevabını bilemeyeceğin sorularla dolu oluşudur. Tanrıyı bilemezsin, gerçeği bilemezsin, zamanı bilemezsin, yarını bilemezsin, kendini, bazen en yakınını, var oluşunu ve yok oluşunu ve nedeni, bilemezsin. Bilemeyeceğin gerçeğidir hayatın en acı gerçeği. Bir gün bilecek misin, onu da bilemezsin ama hep inanmak zorundasındır. Belki de hep boş şeylere inanmışsındır, bilemezsin.