30 Ekim 2011 Pazar

Kasım öncesi kurulan pazar

Ben biraz önce burada bambaşka biri olarak oturuyordum. Yüzümde açılmış bazı kanallar var, bazen oradan geçen sular bir sıcaklık ortaya çıkarıyor, soyunmak istiyorum. Ben biraz önce burada bambaşka bir insanken, bir ispanyol müziği arkasında rengarenk kıyafetli köy çocukları toprak damlarının önünden el sallıyorlardı.
Sonra birkaç çizginin önünde kalbim dişlerimin arasında kaldı. Tüm damarlarımdaki rengi ayrı ayrı duyabiliyorken, saatimin en ince bir diğer çizgisi ilerliyordu. Ben hep aynı yerde duruyor, son zamanlarda binlerce kez düşündüğüm aynı şeyleri düşünüyordum. Önce mor bulutlar geldi. Nefesimi tuttum. Sonra sola çalan bir kılıç kırdı geçirdi ortalığı. Hala eskisi kadar rahat nefes alamıyor olsam da en azından nefes alabiliyordum.
Biz insanoğlu olarak idealist canlılar değiliz. Çok basit kaygılarımız var aslında. Çemberin dışındaki öğretilmişlikleri benimsiyoruz. Sonra gittiğimiz yerin, yolun başındakinden hiçbir farkı olmuyor.
Ben buna rağmen çok seviyorum. Çünkü dediğim gibi, ben o şekilde doğmadım. O kadar azınlıkta değilim yani.
Ama yine de insanın kendinden başka kimsesi yok tabii.

Sevgiler.

14 Ekim 2011 Cuma

!*!*!

Şimdi aklıma daha adını koyamadığım sorular geliyor. Sorumluluk bilinçleri birden iki oluyor. Sonra üstüne çizgi çizilmiş alanlar da var.
Bir gerçeküstücülük saklambacında sıra bana geldi.
Şimdi sayıyorum.

7 Ekim 2011 Cuma

siyah pilot

Sevgili Blog,

Onu şu an veremem. Belki de hiç veremem.
Biraz zamana ihtiyacı var. Kendisi en güzel renkli kitabımın arasında soğuktan korunuyor, zamanını bekliyor.

Ayrıca hayatım daha farklı ve daha eğlenceli olacaktı. Öyle düşünmüştüm. Onun yerine vermem gereken tonlarca karar, yapmam gereken tonlarca tercih var. Halbuki ne istersem o olmalıydı. Belki de düğüm buradadır.

Sevgiler.

hasretlik çekiyor musun?

Ben bunu bir kere yaşadım. Bir daha istemiyorum zira kendisiyle birbirimizi pek sevemedik.

Yokluğuna alışacağım diye ödüm kopuyor.
Eski anıların algılarını görüyorum. Ayaklarımdan dizlerime sıcak sular yükseliyor, uyuşuyorum, heyecanlanıyorum. Bir de gerçeğini görsem kimbilir neler olacak?

Dedim ya, istemiyorum.
Alışacağım, yokluğunu normalleştireceğim, varlığını hissedemeyeceğim diye ödüm kopuyor.

26 Eylül 2011 Pazartesi

budanmış yaz eriği

Buralarda etrafın sadece yeşil göründüğü bazı zamanlarda olan yumaklar var. Bir ara çok sevimlilerdi ama insanoğlu bencil ne de olsa.

Dedemin adını Bulut koyduğum beyaz atını artık yaşlandı ve çok acı çekiyor diye vurduğu eskitoprak tüfek olsaydı, bunlar arasında atış talimleri yapardım.

Bir de suyla temizlenen topraklarda iç kısmı yırtık, kesilmiş bir ceket vardı. İçinden zehirli kerkenkele çıkmıştı da annem yuvasını -bilmeden de olsa- bozduğu için elini bile ısırmamıştı. İşte ben o an iki saniye de olsa ölüme değil tanrıya inanmıştım.

Sonra annem bir tomar para destesi çıkardı, çok görünsünler diye hepsi en küçük değerde olanlardandı.

yeni eğitim öğretim yılı kutlu olsun

*Eğer sen burada olsaydın, ben de burada olurdum.

*Bulaşık yıkarken ağlamak yeni hobim. -arabeskin kralı gelse alamazlar seni.

*Baktım arkadaşın raporuna 25 sayfa. Gözlerim faltaşı oldu.

*Eğer bu bir süreçse senin için ben burada olurum. Orada da olurum ama o mutualist bir yaşam türü. İki onay olmadan işe almıyorlarmış.

*Her şeyi yapabilirim de kalbim hep aynı hızda atar oldu. Alışık değilim.

*Neyse hala dışarıda insanlar ve güneş varken haddinden fazla konuşup gülüyorum.

*S. bana "Bir de çok uyumuşsun halbuki uykusuz olunca çenen durmazdı." diyor.

*Bilim tarihi dersini yine çok sevdim, "Tüm okumaları yapayım bari çok heyecanlıymış." dedim. İnandın mı? Ayrıca George'a yaptığım felsefeler ve psikologluk işe yaramış. Muhabbet ilerlemeden düşündüğüm şeyi araya sıkıştırabiliyorum.

*Hala flüt çalmadım ama yerleri sildim. Sayılır mı?

*Biraz öksürüyorum ama sigaradan değil, kızma hemen.

*Bugün immunology hocamız: "Yaşınız ilerledikçe odaklanma süreniz artar." dedi. Bende bir terslik var sanırım. Iq'um gibi bu da yaşım ilerledikçe düşüyor.

*Anasınıfı öğretmeni olamazsam sokakta limon satarım. Hem Kadıköy esnafıyla da aram iyi. Ya da balık. Türkan Şoray'ın öyle bir filmi vardı ne de güzeldi.

20 Eylül 2011 Salı

kahvaltı kaosu vol 2

Tuhaf bir şekilde insanlarla tartışırken duygusallaşmaya, ürkekleşmeye, kendimi savunmasız ve kapana kısılmış hissetmeye başladığım anda karşımdaki insanın düşünce/cümle yolundan sapıp konuyu muazzam bir şekilde dağıtarak herkesin kafasını karıştırıyorum ki daha fazla duygusallaşmayayım, ürkekleşmeyeyim, kapana kısılmayayım.

Bu da benim bir çok sağlıksız savunma mekanizmalarımdan biri.