Sevgili Blog,
Nerelerdeydin diyorsun değil mi? Uzun zaman geçti, bu kadar uzun süre sessiz kalmazdın, kendi kendine konuşmalarını resmiyete dökmekten, zaman geçince okuyup haline tavrına gülmenin zevkine varmaktan geri durmazdın diyorsun. Haklısın tabi. Ben de bir an çok korktum. Ama sanma ki çok içimden geldi de bir şeyler yapmam lazım diyerek koştum sana mektup yazıyorum. Baktım ki seyreliyorum, varlığından haberdar olmadığım cümlelerim kesin vardır, sen bu kadar huzurlu olamazsın dedim kendime. Cümleler arasında duraksıyorum, zamana ihtiyaç duyuyorum. Tuhaf.. Alışık değilim.
Eski şeylere çok bakıyorum bir de şu sıra. Çocukluğa duyulan yabancılaşma gibi. Bilemiyorum inan ki. Etrafımda satırlık cümleleri bir çırpıda, azami hızda, beklentisizliğin rahatlığı içinde ortaya dökebileceğim kimseler yok. Var da etrafımda değiller. Ben de gidiyorum bir kaç zaman sonra. Suyun altında keşke yaşamak için oksijene ihtiyacımız olmasaydı diye düşünürken metreler geçmek, gözlerimin tuzdan kıpkırmızı olmasını ışıltılı bir işaret olarak görmek için gidiyorum. Tekdüzelik diyecektim aslında bu paragrafın başında ama biriktirdiklerimi sıraya koymakta bir sorunum var sanırım. Yollarda müziği biraz azaltıp, beyin jimlastiği yapsam iyi olacak. Zira ben böyle bir insan değilim. Ne zaman bu kadar gündelik yaşadım ki zaten.
Aklıma tekrar tekrar okumaktan anlamsızlaştırmaya başladığımı farkederek arama mesafe koyduğum cümleler geldi. Benim cümlelerim değil. Zaten onun cümlelerini kendi cümlelerimden daha fazla önemsiyorum. Belki de gerektiği gibi anlayamadığımdandır.
İşler yolunda sevgili blog. Plan yapmama bile gerek yok. Olasılık zincirlerinden kendime kolye küpe falan yapıp onları hiç çıkarmamacasına takmama da. Bir rahatlık söz konusu ya işte alışamıyorum.
Garipsiyorum.
Gidiyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder