30 Nisan 2014 Çarşamba

Jump

"Çok iyiyiz, çok mahcubuz, çok alınganız şundan bundan
Mektup yazmıyoruz, tüm bu iç sıkıntılarımız ondan."

Öyle bir duruş ki bu zamanların üstünden zamanlar geçmiş bambaşka boyutlarda tüm yüzleşmeler tamamlanmış, artık neyin ne olduğu ile ilgili tanımlar yok olmuş, renksiz... Tezer Özlü'nün hissizleşmek ile ilgili bir yazısı vardı, ilk okuduğumdan beri yer etmişti içimde de belli ki kelimelerin dışına çıkmam için şu an gerekiyormuş.

En kötüsü de hiçbir yerde hiçbir farklılık göremeyiş oluşum. Hiçbir şey üzerine uzun uzadıya konuşmak ya da yazmak dahi yok içimde. Bu toptan kurgusallık zamanla büyüye büyüye kendine en uygun yeri seçmeye çalışırken geldi kocaman bir daire şeklinde göğsüme yerleşti. Tüm kaçışlarımın kapıları kapanmış, çok da çırpınmadığımdan mı nedir kapıların önünde duvarlar örülmeye başlıyor.

Şimdi kalkıp, içimdeki tüm çirkinliği örtmek istercesine kendime çekidüzen vermeli sonra da dışarı çıkıp sosyal ortamlara katılmalıyım. Gitmem gereken yer ile ilgili hiçbir fikrim yokken sıradan döngülere ihtiyacım oluyor.

Acıklı filmlerde neden gözlerim dolmuyor?

Bir sırada bekliyorum. Uzun zamandır. Elimdeki belgelerin hepsi hazır, zaten her zamanki kolaycılığımdan tutup koparmadığımdan kendimi en uygun sırada bekliyorum. Sıra ilerlemiyor. Burada yaşlanacağım.

Sık sık kendime söylediğim bir şey var.

Hayatım gelip geçiyor ve kenarında durmuş hiçbir şey yapmadan seyrediyorum.

Her şeyimi denize atıyorum. Benimle ilgili hiçbir şey kalmasın dünyada.


1 yorum:

  1. mezuniyet depresyonu... kahrolsun bu iğrenç dünyanın en değerlilere, en değersiz hissettirmesi! :.(

    YanıtlaSil