Ocak: Kısa saçlar ve tatlı özlem.
Şubat: Uzun sürmüş bir tezin sunumu.
Mart: İş aramacalar, otobüs biletleri, küçük oteller, kolay halledilen işlerim güçlerim.
Nisan: Uzun sürmüş bir özlemin bitişi.
Mayıs: Yalanlar, arkadan çevrilen işler, kurgusallığın cana kana gelmesi.
Haziran: Gezi.
Temmuz: Yer yer kasvetli otobüs durakları, Karaköy vapuru tostu, öğretmencilik, kopuş, değişim.
Ağustos: Uzun sürmüş bir ilişkinin bitişi.
Eylül: Öfke ve pazarlık.
Ekim: Durulma.
Kasım: Tez yazmak hiç bu kadar yorucu olmamıştı.
Aralık: Gelecek ve yenilik.
Başındaki insanla sonundaki insanı tanıyamadığım bir yıl geçirdik. Öğrenmişlik belki. Ama durup da "Sen nerede oldun?" derlerse "2013" şu ana kadar olan zaman düşünüldüğünde en makul cevabım olacak. Hiç değişmez cümlelerimin değişebileceğini yüzüme yüzüme vurmuş olması bir yana 10 yıl sonra nerede olacağımın temellerini atmış olması bir yana.
Sevgili 2013,
Seni hiç unutmayacağım.
h.
31 Aralık 2013 Salı
22 Aralık 2013 Pazar
yine bir yeni yıl öncesi
"Kaybedenler Kulubü" yeni izlendiğinden müzikleri dönüp duruyor üzerinde uyuduğumuz masada.
Uyanmıyoruz, bir çok kere dönüyor şarkılar.
Uyanmıyoruz, bir çok kere dönüyor şarkılar.
20 Aralık 2013 Cuma
villa
O zamanlar bu iki kişilik metrekarede tek başımaydım. Odanın tüm yorganlarını zemine indirmiştim. Tüm alanı kaplamıyor olsalar da yuvarlanmalarımla çıplaklığa sürüklenmememi sağlayacak kadar büyük bir yer işgal etmişlerdi. Kahin kadın sayfaları açılmıştı yerde. Kusacak gibi olduğum zaman onları dolduruyordum. Tanımadığım insanlar geziyordu yanımda. Gezmekten ziyade beden kıvrımlarımda benimle birlikte hareket ediyorlardı zeminde.
Uzunca bir zaman yazdım. Seyrekleştiler artık. Yazı stilim bile seyrekleşmiş.
Zannediyorum kendime verdiğim sözü tutamayacağım zira o defter hiç bitmeyecek. Üçte biri bile dolu değil hala. Halbuki ben bir ömür dolduracak kadar yaşamış gibi hissediyorum. Demek ki doğrular ve yanlışlar duygularla oturmuyor yerine. Zamanla oturuyor.
Döndürüp döndürüp durduğum bir sahne var. Yerine geleceğini biliyorum.
Gecenin içinde karanlık koridorda kocaman bir kedi buldum. Ellerim uyuşuyordu gerginlikten. Çok nadir içimden gelir, gidip sevmeye çalıştım hayvanı. Biraz okşadıktan sonra onu, uyarır gibi irkilircesine hırladı bana, aldırmadım. Sonrasında uzunca kırmızı bir çizgi ile elimde odama döndüm. Sevmek istediğimden değildi zaten. Muhtemelen anlamıştır. Sevgi değil ama sevgisizlik kolayca hissediliyor.
Uzunca bir zaman yazdım. Seyrekleştiler artık. Yazı stilim bile seyrekleşmiş.
Zannediyorum kendime verdiğim sözü tutamayacağım zira o defter hiç bitmeyecek. Üçte biri bile dolu değil hala. Halbuki ben bir ömür dolduracak kadar yaşamış gibi hissediyorum. Demek ki doğrular ve yanlışlar duygularla oturmuyor yerine. Zamanla oturuyor.
Döndürüp döndürüp durduğum bir sahne var. Yerine geleceğini biliyorum.
Gecenin içinde karanlık koridorda kocaman bir kedi buldum. Ellerim uyuşuyordu gerginlikten. Çok nadir içimden gelir, gidip sevmeye çalıştım hayvanı. Biraz okşadıktan sonra onu, uyarır gibi irkilircesine hırladı bana, aldırmadım. Sonrasında uzunca kırmızı bir çizgi ile elimde odama döndüm. Sevmek istediğimden değildi zaten. Muhtemelen anlamıştır. Sevgi değil ama sevgisizlik kolayca hissediliyor.
19 Aralık 2013 Perşembe
Lemon Citron
Ben yazın çok ağlamıştım ya sen de beni güldürmek için bana şeker alıp getirmiştin o merdivenlerin başından. Mor renkli bir bantla çerçeveleyip ambalajını masama yapıştırmıştım. Yanında da gözlükleri burnuna düşmüş kırmızılı bir kadın duruyordu.
O yazın üstünden sonbahar geçti, kış geldi.
Mevsimler geçerken insanlar da geçiyor, o geçmişteki kim tanımıyorlar.
En azından ben bir zamanlar kim olduğumu hiç bilmiyorum.
İşin keyfi budur belki de.
O yazın üstünden sonbahar geçti, kış geldi.
Mevsimler geçerken insanlar da geçiyor, o geçmişteki kim tanımıyorlar.
En azından ben bir zamanlar kim olduğumu hiç bilmiyorum.
İşin keyfi budur belki de.
12 Aralık 2013 Perşembe
Aynı yurt başka göz
Soğuğa inat koynunda uyuyorum.
Şimdilik iyi ki geldin.
Sonrası artık "an"a bağlı.
Zaman beni değiştirmiş,
Sonsuzluk yokmuş.
O seviş hali kalıyormuş ya gerçekçilik bozmuyormuş rengini.
Hayal etmek sonsuzlukmuş,
İnanmak değil.
Soğuğa inat koynunda uyuyorum.
Seni düşünüyorum sakın korkma.
Aynı yere sadece tek bir şey koyabilirim.
Şimdilik iyi ki geldin.
Sonrası artık "an"a bağlı.
Zaman beni değiştirmiş,
Sonsuzluk yokmuş.
O seviş hali kalıyormuş ya gerçekçilik bozmuyormuş rengini.
Hayal etmek sonsuzlukmuş,
İnanmak değil.
Soğuğa inat koynunda uyuyorum.
Seni düşünüyorum sakın korkma.
Aynı yere sadece tek bir şey koyabilirim.
2 Aralık 2013 Pazartesi
belki de yanlış bir leyla
Bazen diyorum keşke o ders dışı iş dışı tatlı uğraşılarımı yarım bırakmasaydım biraz daha koşsaydım peşlerinden biraz da asılsaydım, beraber çalıştığım insanlara pek de takılmadan kendimi biraz daha ifade etmeye çalışsaydım diye.
Tiyatroyu da müziği de o ya da şu nedenlerden yarım bıraktım gibi oldu. Masamda duran enstrümanımı da beraber çaldığım insanlar olmadan ya da dünyanın parasını vermeden derslerine elime almıyorum.
Önümüzdeki döneme planlar yapıyorum ya hani biraz daha kendime dair. Onları gerçekleştireceğime dair okkalı bir söz veriyorum kendime. Şarkılar çalıp dans etmeliyim. Oturduğum yerden hayat enerjime dair atıp tutmakla bir yere varılmıyor. Kendi etrafımda döndüğümde yere paralel açılan etekler varsa şu hayatta dans etmek için ayağa kalkmak lazım. Yaptığın işin dışındaki mutluluklar bırak seni hayata biraz daha sıkı sıkıya bağlasın. Ne nefesini ne de dilini körelt.
Görmemek en hazin şey.
Tiyatroyu da müziği de o ya da şu nedenlerden yarım bıraktım gibi oldu. Masamda duran enstrümanımı da beraber çaldığım insanlar olmadan ya da dünyanın parasını vermeden derslerine elime almıyorum.
Önümüzdeki döneme planlar yapıyorum ya hani biraz daha kendime dair. Onları gerçekleştireceğime dair okkalı bir söz veriyorum kendime. Şarkılar çalıp dans etmeliyim. Oturduğum yerden hayat enerjime dair atıp tutmakla bir yere varılmıyor. Kendi etrafımda döndüğümde yere paralel açılan etekler varsa şu hayatta dans etmek için ayağa kalkmak lazım. Yaptığın işin dışındaki mutluluklar bırak seni hayata biraz daha sıkı sıkıya bağlasın. Ne nefesini ne de dilini körelt.
Görmemek en hazin şey.
Şiir okuyan kaç kişi kaldık?
Bilerek isteyerek aynı yola yürümek gibi bir şey bu.
O kenarından kıvrılarak geçtiği çizgilerin sınırlarını algılama gücünü arttıran yöntemleri varmış artık. Durduğu yerin rengini anlamak için ayaklarıyla zemini kontrol ederek bir yokluyor. Yeterince sağlam olup olmadığını tartmak istediğinden değil, bunu yapabildiğini bildiğinden daha çok. Zemin onu başka zamanlara götürebilecek gibi değil. Biraz kenarını köşesini boyayıp, iki şiir yazsa olabilir ama.
Heykel manzaralı ilk baharımsı gökte iki şiir.
Aylarla ve sayılarla bezenmiş bir sayfanın üstünde sanki yazılması gereken en son şey şiirmiş gibi ama o karmançorman dizeler karalamış, sırıtmamışlar. Şekli yok, kafiyesi yok. Gelişigüzel bir duygu akışına kapılarak en olmadık zamanlarda çıkmışlar. Nasıl doğduklarını zemini bir yoklayarak kontrol etmeyi biliyor olsaydı şu an biraz daha güvenli ama aynı şekilde üzgün olacaktı.
"Sahi geldiği hızla mı sarardı geriye zaman?"
Zeminden gelen sesler ona şu an bir uyarı yapıyor. İçine zamanı katıyor, süslü cümleleri, alışılmışlıkları, o bir kere çizildikten sonra değiştirilmeyen nesneleri.
"Bir daha girecek misin?" diye soruyor. Göz ucuyla bakmaktan kaçınmasa içi kaynayabilir diye ödü kopuyor. "Neden?" diye düşünürken zeminden sesler duyuyor.
"Tutmak için kenarından köşesini,
Gülüşünden geçmişini."
O kenarından kıvrılarak geçtiği çizgilerin sınırlarını algılama gücünü arttıran yöntemleri varmış artık. Durduğu yerin rengini anlamak için ayaklarıyla zemini kontrol ederek bir yokluyor. Yeterince sağlam olup olmadığını tartmak istediğinden değil, bunu yapabildiğini bildiğinden daha çok. Zemin onu başka zamanlara götürebilecek gibi değil. Biraz kenarını köşesini boyayıp, iki şiir yazsa olabilir ama.
Heykel manzaralı ilk baharımsı gökte iki şiir.
Aylarla ve sayılarla bezenmiş bir sayfanın üstünde sanki yazılması gereken en son şey şiirmiş gibi ama o karmançorman dizeler karalamış, sırıtmamışlar. Şekli yok, kafiyesi yok. Gelişigüzel bir duygu akışına kapılarak en olmadık zamanlarda çıkmışlar. Nasıl doğduklarını zemini bir yoklayarak kontrol etmeyi biliyor olsaydı şu an biraz daha güvenli ama aynı şekilde üzgün olacaktı.
"Sahi geldiği hızla mı sarardı geriye zaman?"
Zeminden gelen sesler ona şu an bir uyarı yapıyor. İçine zamanı katıyor, süslü cümleleri, alışılmışlıkları, o bir kere çizildikten sonra değiştirilmeyen nesneleri.
"Bir daha girecek misin?" diye soruyor. Göz ucuyla bakmaktan kaçınmasa içi kaynayabilir diye ödü kopuyor. "Neden?" diye düşünürken zeminden sesler duyuyor.
"Tutmak için kenarından köşesini,
Gülüşünden geçmişini."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
