6 Ağustos 2009 Perşembe

Dinemeyen sisler bulvarı

Bir hevesle açılan sanal sayfalar. İçimden konuşmak çok kolay, özellikle uzun otobüs yolculuklarında.. İnsan o vakit kelimelerin adını fısıldadığını falan zannediyor. Otobüslerde zaman geçirmek için oynanan çeşitli oyunlardan kaynaklanan hayaller neden oluyor buna muhtemelen.

Duyguları sıraya koymak gerekir, kelimelerin ciddiyetini kazanmaları için. Olan biten herşeyi analiz ettiğini zannederek kendini kandıran insan biraz daha rahat uyuyabileceğini düşünerek girer yatağına. Öyledir ya da değildir, şu anda artık kapılmışken suya bunun pek de önemi yok. Öyle bir dönemde seyrediyor ki hayatım şu sıra, zaman küçük anlara büyük dünyalar sığdırıp, etraftaki tüm renklerin enerjisini bir anda çekip, her şeyi saydamlığa bırakabiliyor. Küçük anlar, kısa zamanlarda çakan çakmak taşları.. Sürekli dinlediğim bir albüm zar şu sıra: Dinemeyen sisler bulvarı.. Sürekli söylediğim şarkılar var. Takılıp kaldığım birkaç şey var şu sıra. Zaman bana küçük de olsa biraz daha kontrol yeteneği vermiş gibi. Günün belli saatlerini veriyorum şu yorgun resimlere. Onun dışında benim koskoca bir hayatım var. Başka başka dünyalarım. Çok sevdiğim insanlar var. Kaybetmek istemediğim şarkılarım var. Kaybetmek istemeyip kaybettiğim bir nota var. O zamandan beri şarkılarım biraz eksik ama belki de hikayede hiçbir zaman olmayan şarkıları söylemeye çalışmışımdır.

Toprak kokulu duvarları, toprak kokan insanları olan evler.. Taştan oyulmuş bir koç başı.. Eskimiş efsaneler, altın beşikler..

Güzel bir yaz türküsü söylüyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder